"KESİN İNANÇLILAR (THE TRUE BELIEVER)"-Salih DEMİR

     Eric Hoffer, Almanya’dan Amerika’ya göç eden bir ailenin çocuğu olarak 1902’de New York’ta dünyaya geldi. Ailenin tek çocuğu olan Eric yedi yaşındayken annesini kaybetmiş ve aynı yıl bir kaza sonucu aniden kör olmuştur. Hoffer on beş yaşına geldiğinde mucizevî bir şekilde, görme yeteneğine yine birdenbire kavuşmuştur. Hiçbir okula gitme imkânı bulamamış olan Hoffer, tekrar görebilmenin heyecanıyla büyük bir aşkla sürekli olarak kitap okumaya başlamıştır.

     Hoffer, işportada meyve satma, bir demir boru ambarında hamallık, tarlalarda ırgatlık gibi bir çok iş yapmış, ancak okumasına engel olacak kadar çok mesai sürelerine sahip bu işlerden memnun olamamıştır. Bir ara işsizler kampında diğer işsizlerle beraber yaşayan Hoffer, “topluma uyamayan bu kişilerde” atılımcılık ruhu bulunduğunun farkına vardı ve bu kişilere fırsat verildiği takdirde zor olan birçok işi başaracak kapasitede oldukları üzerine düşünceler geliştirmeye başladı.

     Almanya ve İtalya’da bu gibi kişiler Nazizm, Faşizm ve Komünizm gibi hareketlere katılıp kendi istenmeyen benliklerinden kurtulmanın yollarını arıyorlardı. Topluma uyamayanlar, eğer yaratıcı bir güce sahipse, kişisel bir atılım yapıyorlar, yaratıcı güçleri yoksa ve kendi yeteneksizliklerinin ezikliğinden kurtulmak istiyorlarsa, kitle hareketlerinin içinde kişiliklerini eriterek bir tür “yıkıcılık özgürlüğüne” kavuşmak istiyorlardı.

     Hoffer daha sonra madenlerde çalışmaya başladı. Zira okumaya düşkün olan Hoffer için Dağlarda çalışan maden işçilerinin çok kar yağdığı zaman çalışamaması ve haftalarca kulübede beklemesi cazip bir fırsat oluşturuyordu.

     1938 yılında, Hoffer Common Ground isimli bir dergiye bir okuyucu mektubu gönderdi. Mektup yayınlanmamıştı, ancak Hoffer’in yazısı elden ele dolaşarak ilgi uyandırmıştı.

     Hoffer, 1942 yılında San Francisco limanında dok işçisi olarak yükleme boşaltma işine başladı ve hayatında ilk defa olarak göçebe işlerden kurtulmuş oldu.

     1946 yılında iki ay devam eden grev Hoffer’a kitle hareketleri hakkındaki notlarını düzenleme fırsatını verdi. 1948’de kitabının önsöz ve fihristini New York’taki yayınevine gönderen Hoffer, onların verdiği cesaretle 1949’da notlarını yeniden düzenleyerek yayınevine gönderdi. Kesin İnançlılar; 1951’de kitap olarak yayınlandı.

     Hoffer 1955 yılında The Passionate State of Mind isimli eserini,  1963 yılında The Ordeal of Change isimli kitabını, 1967 yılında The Temper of Our Time isimli eserini yazdı. Tüm bu dönemde Hoffer, rıhtım hamallığı işine devam etti.

     1964 yılında California Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesinde haftada iki gün danışmanlık görevine başlayan Hoffer, rıhtımdaki diğer arkadaşlarıyla ilişkisini zedeler düşüncesiyle, bu görevinden onlara hiç bahsetmedi.

     Hoffer Amerika'nın, dünyada ilk defa, aydınlar tarafından değil de, toplumun kendi çoğunluğu tarafından meydana getirilen bir uygarlık ortaya koyduğu görüşünü savunmaktadır ve bütün gelişmekte olan ülkelere de fanatik liderler peşinde koşmaksızın, demokratik yollarla toplumların kendi kendilerini yönetmeleri doğrultusunda çaba sarf etmelerini önermektedir.

     Eğer şehirlerini yaşayabilir ve yaşanabilir kılmazsa bazı büyük ulusların ölümünü görebiliriz” tezini de işlemektedir.

 

KİTABIN ÖZETİ:

 

     Kitabın birinci bölümünde kitle hareketlerinin çekici yönlerini ele alan Hoffer; gelişme halindeki devrimci bir harekete katılan kişilerin, harekete hayat koşullarında meydana gelmesi muhtemel büyük bir değişikliğin çekiciliğiyle katıldıklarını temel alan bir tezi işlemektedir.

     Dini ve milliyetçi hareketlerin de bir değişiklik aracı olduğunu kabul etmektedir. Geçmiş çağlarda dini hareketleri birer değişiklik aracı olduğunu ileri süren yazar, bir dinin muhafazakârlaşmasının can suyunun pıhtılaşması gibi olduğu tespitinde bulunmaktadır.

     Bu kapsamda, İslamiyetin doğduğu zaman, güçlendirici ve modernleştirici bir ortam meydana getirdiği, Hıristiyanlığın, Avrupa’nın vahşi kabileleri arasında bir uygarlaşma ve modernleşme etkisi yarattığı görüşünü ileri sürmektedir.

     Yazar kitabın yazıldığı çağda ise milliyetçiliğin, kitle heyecanının en yoğun ve en sürekli kaynağını teşkil ettiğini ve devrimci heyecanı başlatmış olduğunu belirtmektedir.

     Milliyetçiliğin yeniden canlanma ruhundan yararlanılmasaydı Japonya’nın olağanüstü kalkınmasının mümkün olamayacağını, bazı Avrupa ülkelerinin (özellikle Almanya’nın) hızla modernleştirilmesinin de, milliyetçi heyecanın iyi bir şekilde teşvik edilmesiyle kolaylaştırıldığını, Kemal Atatürk’ün hemen hemen bir gecede Türkiye’yi modernleştirmesinin samimi bir milliyetçi hareketin varlığıyla mümkün olduğunu ifade etmektedir.

     Bu genel tespitlerden sonra yazar aşağıdaki görüşleri dile getirmektedir:

     Dış dünyanın devamı için duyulan şiddetli istekle, bu mekanizmanın değişmesine gösterilen direnç, aynı inançtan doğmaktadır.

     Hoşnutsuzluğun bizzat kendisi her zaman bir değişiklik isteği yaratmaz. Hoşnutsuzluğun muhalefet haline gelmesi için, başka etkenlerin de mevcut olması gerekir. Bu etkenlerden birisi kendini güçlü hissetmektir. Çevreleri tarafından korkutulmuş kişiler, durumları ne kadar kötü olursa olsun, değişiklik düşünmezler.

     Çevremizde egemenlik kurmamızın imkânsızlığı iyice belli olan, hassas dengeli bir hayat yaşıyorsak, mevcut dengeye ve kendini kanıtlamış güçlere sıkı sıkıya tutunma eğilimi gösteririz.

     Düşkün yoksullar da çevrelerindeki dünyanın ürküntüsü içinde yaşarlar ve değişikliği sevmezler. Bu yüzden yoksul kişiler de zengin ve imtiyazlı kişiler gibi muhafazakâr olurlar ve sosyal düzenin değişmeksizin devam etmesinde aynı önemde rol oynarlar.

   Başka etkenler olmaksızın, yalnız güç sahibi olmanın, çevreye karşı kibirli davranmayı ve değişikliğe karşı istekli olmayı yaratacağını zannedebiliriz. Fakat bu genellikle böyle değildir. Güçlü kişi de zayıf kişi kadar çekingen olabilir. Önemli olan, güç araçlarına sahip olmaktan çok geleceğe duyulan inançtır. Geleceğe olan inançla birleşmemiş güç, yeniliği önlemek ve mevcut düzeni korumak için kullanılır.

 

    Diğer taraftan, geleceğe bağlı büyük umutlar, güçle desteklenmese bile, en tehlikeli cüreti bile yaratabilir. Çünkü umutla dolu olan kişi, en garip kuvvet kaynaklarından bile etkilenebilir. Örneğin bir slogan, bir kelime, bir simge gibi. Aynı zamanda, geleceğe ait bir inanç olmadığı ve büyük nimetler vaat eden öğeler taşımadığı sürece hiçbir inanç güçlü değildir.

     Bir ülkeye veya dünyaya yeni düzen vermek isteyenler, bunu hoşnutsuzluğu körüklemek veya hedeflenen değişikliğin doğru ve yararlı olduğunu göstermek veya halkı yeni bir hayata zorlamak yoluyla başaramazlar. Bunu başarmak için, geleceğe ait büyük umutların nasıl alevleneceğini ve alevin nasıl körükleneceğini bilmeleri gerekir.

     Kişilerin büyük düzen değişikliği hareketlerine koşup dalmaları için iyice hoşnutsuz olmaları, fakat aşırı yoksulluk içinde bulunmamaları gerekir. Ve ayrıca güçlü bir öğretiye, yanılmaz bir öndere veya yeni bir üstünlüğe sahip olmak yoluyla yenilmez güç kaynağı kapılarının kendilerine açılacağına inanmış olmaları gerekir.

     Bir insanın kendi mükemmelliğine olan inancı ne kadar zayıfsa, ulusunun, dininin, ırkının veya inandığı kutsal amacın mükemmelliği yönündeki iddiası da o kadar güçlüdür. Bir insanın işi meşgul olunmaya değerse, o insan muhtemelen kendi işiyle meşgul olur. Fakat, işini meşgul olmaya değmez buluyorsa, kişi aklını kendi anlamsız işinden ayırarak, başkalarının işiyle iştigal eder.

     Yani’nin Kani olduğu ne nadirdir, ne de mucizedir. Günümüzde her saptırıcı kitle hareketi, rakibinin ateşli taraftarlarına, kendi lehine taraftar olabilecek aday gözüyle bakmaktadır.

     Bütün kitle hareketleri, taraftarlarını aynı tip insanlar arasından seçtiğine ve aynı düşünce tarzındakilere hitap ettiğine göre:

          1) Bütün kitle hareketleri birbirleriyle rekabet halindedir ve birinin kazandığı taraftar, diğeri için bir kayıptır;

          2) Bütün kitle hareketleri birbirinin yerini tutabilir. Bir kitle hareketi kolayca kendini başka bir kitle hareketine dönüştürebilir. Bir dini hareket bir sosyalist hareket veya bir milliyetçi harekete dönebilir; bir milliyetçi hareket bir devrimci harekete veya bir dini harekete dönebilir.

     Kitle hareketinin yerine konulabilecek daha emniyetli çözümler vardır. Göç, hayal kırıklığına uğramış bir kişinin bir kitle hareketine katılmakla elde edeceğini umut ettiği şeyleri, yani değişikliği, yeni bir başlangıcı vaat eder. Doğmakta olan bir kitle hareketinin saflarını dolduran tipteki insan, önüne çıkan göç imkânını da aynı ilgiyle karşılayacaktır. Bu nedenle, göç, bir kitle hareketinin yerini alacak niteliktedir.

 

     Kitabın ikinci bölümündeKitle Hareketlerine katılmaya yatkın kişiler incelenmiş, bu kapsamda aşağıdaki tespitler yapılmıştır.

     Bir ırkı, bir ulusu veya ayrıcalığı olan bir grubu, onun en kötü üyelerine bakarak değerlendirme eğilimi vardır. Her ne kadar bunun haksızlığı, ortadaysa da, bu eğilimin haklı olan bir yönü de vardır. Çünkü bir topluluğun niteliği ve kaderi, birçok zaman onun en kötü elemanları tarafından belirlenir.

     Örneğin, bir ulusun az etkin olan çoğunluğu orta bölümdedir. Fakat ulusu, gerek şehir hayatında gerekse tarım alanında çalışan vasat insanlar değil, her iki uçtaki azınlıklar -yani, en iyi ve en kötü olanlar- biçimlendirir.

     Üstün yetenekli olan kişi; politika, edebiyat, bilim, ticaret, sanayi ve benzeri alanlardan hangisinde olursa olsun bir ulusun biçimlendirilmesinde büyük rol oynar; yani, başarısızlar, topluma uyamayanlar, başıboşlar, yasa dışı davrananlar ve konumlarını kaybetmiş veya saygıdeğer insanlar arasında hiçbir zaman yer sahibi olamamış kişiler gibi. işte, bu en iyilerle en kötüler arasında oynanır.

 

      Kitle hareketlerinin hazır müşterileri:

          1) Yoksul sınıf,

          2) Topluma uyamayanlar,

          3) Başıboşlar,

          4) Azınlıklar,

          5) Delikanlı çağındaki gençler,

          6) Muhterisler (aşılamayacak engeller veya hudutsuz fırsatlarla karşı karşıya olanla),

          7) Bir ayıbın veya sabit fikrin pençesine düşmüş olanlar,

          8) Aciz olanlar (bedenen veya aklen),

          9) Aşırı benciller,

         10) Amaç yoksunluğundan ötürü bunalım içinde olanlar,

          11) Suçlulardan oluşmaktadır.

 

      Kitabın üçüncü bölümünde Kitle Hareketinde grup dinamikleri incelenmiş ve aşağıdaki tespitler yapılmıştır.

 

      Bir kitle hareketinin canlılığını sağlayan, onun taraftarlarındaki “birlikte hareket ve nefsinden fedakârlık” etme isteği ve eğilimidir.

      Bir kitle hareketinin başarısını, onun öğretisine, propagandasına, liderliğine veya vahşetine bağladığımız takdirde, gerçekte bu başarıyı o kitle hareketinin birleştirici elemanlarına ve nefsinden fedakârlığı telkin için kullandığı araçlara bağlıyoruz demektir.

      Hayal kırıklığına uğramış kişilerde beraberlik ve fedakârlık eğilimleri kendiliğinden doğar. Bu nedenle, hayal kırıklığına uğramış kişilerdeki bu eğilimlerin iç yüzünü anlamak ve bu eğilimleri teşvik edebilecek teknikleri bulmak mümkündür.

 

      Hayal kırıklığı sadece beraberlik ve fedakârlık isteği yaratmaz, aynı zamanda bunları gerçekleştirecek mekanizmayı da yaratır.

 

     Bir insanı savaşmaya ve ölmeye hazır duruma getirme tekniği, o insanın kişiliğini bedeninden ayırmaktan ibarettir. Diğer bir ifadeyle onun kendi gerçek kişiliğine sahip olmasını önlemektir. Bu işlem,

          1) O kimsenin kapalı kolektif bir topluluğun içinde eritilerek o topluluğa uydurulmasıyla; ona hayali bir kişilik tanımak yoluyla;

          2)   Şimdiki zamanın küçümsenmesini ona aşılamak ve onun ilgisini henüz var olmayan şeylere kaydırmak yoluyla;

          3)   Onunla gerçek arasına bir perde (öğreti) germek yoluyla;

          4)  İhtiraslar enjekte ederek o kimse ile nefsi arasındaki dengeyi önlemek (aşırılaştırmak) yoluyla yapılabilir.

 

     Fedakârlığı Artıran Etkenler Kolektif Bir Topluluğun Kimliğini Taşımak Bir insanın nefsinden fedakârlık etmesi için, onun bireysel kimliğinden ve kendine özgü farklılıklarından ayrılması gerekir.. Bunu sağlamak için uygulanacak en etkili yol, kişiyi kolektif bir kimlik içinde asimile etmektir. Asimile edilmiş kişi, kendini ve başkalarını birer birey olarak görmez. Kendisine kim olduğu sorulduğunda onun otomatikman vereceği cevap kendinin bir Müslüman, bir Alman, bir Rus, bir Japon, bir Hıristiyan olduğu ya da bir ailenin veya kabilenin üyesi olduğudur.

 

     Bağlı olduğu kolektif topluluktan ayrı bir amacı, değeri ve kaderi yoktur ve bu topluluk yaşadığı sürece onun için gerçek bir ölüm yoktur.Diğer taraftan hiçbir aidiyet duygusu bulunmayan bir kişi için önemli olan tek şey hayatta kalmaktır. Hayat, hiçliğin sonsuzluğunda tek gerçek olan şeydir ve bu kişi hayata utanmak nedir bilmez bir umutsuzlukla yapışır. Kişisel farklılıklar tamamen yok edilmelidir. Kişi bazıları saçma da olsa birtakım ritüeller yardımıyla cemaate, kabileye, siyasi partiye yeni yakınlıklar kurmalıdır. Bu kişinin mutluluğu ve mutsuzluğu, övünmesi ve güvenmesi, kendi görüş ve yeteneklerinden değil, bağlı olduğu grubun kapasitesinden ve geleceğinden doğmalıdır.

 

     Başarılı bir liderin en önemli başarılarından biri, taraftarlarında muhteşem bir görev yaptıkları hayalini yaratmak yoluyla, ölmenin ve öldürmenin acı gerçeğini maskelemektir. Hitler seksen milyon Alman’a üniformalar giydirerek, onlara muhteşem ve kanlı bir opera oynatmıştır.

     Komutanlar savaş düzenine geçtikleri zaman, kendi askerlerine bütün dünyanın gözlerinin onların üstünde olduğunu, atalarının onlara baktığını ve gelecek nesillerin onları her fırsatta anacağını devamlı olarak hatırlatırlar. Şan ve şöhret genellikle bir aktör-seyirci ilişkisi mahiyetindedir. Etrafta bize bakan seyirciler bulunduğu açıkça belli değilse, şöhret için çaba sarf etmeyiz. Kahramanca işler yapmak yoluyla başkalarının gözünde yaratmak istediğimiz “ölümsüz hayali benliğimiz” uğruna, geçici gerçek benliğimizi feda etmeye hazırızdır. Kitle hareketlerinin uygulanmasında inandırma etkeni, belki de bütün diğer etkenlerden daha uzun süreli bir rol oynar. İnanç ve ikna edici ya da zorlayıcı güç kaybolduğu zaman, inandırma etkeni yaşamaya devam eder.

     Aktif bir kitle hareketi, şimdiki zamanı gözden siler ve ilgisini gelecek zaman üzerinde toplar ve gücünü işte bu davranıştan alır. Çünkü ancak bu yolla taraftarlarının canını, malını ve sağlığını tehlikeye atabilir. Fakat bu arada, geleceği bütün ayrıntılarıyla biliyormuş gibi hareket etmesi gerekir.

     Birleştirici etkenlerin en kolay bulunanı ve en geniş kapsamlısı “nefret”tir. Nefret, bir insanı kendi kendinden koparıp ayırır ve ona dertlerini ve geleceğini unutturarak onu kıskançlık ve yalnızca kendini düşünmekten kurtarır. Kitle hareketleri bir Tanrıya inanmaksızın doğabilir ve genişleyebilir, fakat ortada nefretleri üzerine çekecek bir düşman olmaksızın genişleyemez. Bir kitle hareketinin gücü, seçmiş olduğu düşmanın canlılığı ile doğru orantılıdır.

     Bir kitle hareketinin büyümesinde liderlik ne kadar önemli olursa olsun, liderin, bir kitle hareketinin büyümesini sağlayacak koşulları yaratma kapasitesi olmadığı bir gerçektir. Lider, yoktan bir hareket meydana getiremez. Şartlar olgunlaşmadığı sürece, potansiyel bir lider ne kadar yetenekli olursa olsun, peşinden kimseyi sürükleyemez.

“Liderin bir anda ortaya çıkması sadece tesadüfler zincirinin sonuncu halkası gibi görünür.” Sahne hazır duruma geldiği zaman, isim yapmış bir liderin ortaya çıkması gerekli hale gelir. Lider bulunmaksızın kitle hareketi meydana gelmez.

Bu lider, hayal kırıklığına uğramış kişilerin kalplerindeki kırgınlığı dile getirir ve onun haklılığını savunur. Geçici olan “şimdi”nin gerektirdiği fedakârlıkları haklı göstermek için son derece parlak bir geleceğin hayalini alevlendirir.

Liderin böyle bir başarı sağlaması için üstün zekâya, asil karaktere ve yaratıcılık yeteneğine sahip olması zorunlu değildir ve aksine arzu edilmez.

Aranacak olan nitelikler şunlardır:

          1) Cüret ve meydan okumaktan zevk almak;

          2) Demir gibi bir irade;

          3) Tek bir gerçeğe sahip bulunduğuna dair aşırı bir inanç,

          4) Kaderine ve şansına güven;

          5) Şiddetli nefret etme yeteneği;

          6) Mevcut düzeni aşağı görebilmek;

          7) İnsan doğasını iyi anlayabilmek;

          8) Tören, gösteriş ve simgelerden hoşlanmak;

          9) Güçlü bir komuta grubunun maksimum bağlılığını kazanmak ve onu devam ettirecek kapasitede olmak.

     Bu sonuncu nitelik, en önemli ve en az bulunan özelliklerinden biridir. Bir liderin olağanüstü kapasitesi, kitleleri elde etmekten daha çok, yüksek kapasiteli insanlardan oluşmuş küçük bir grubu etkisi altına alma ve neredeyse onları büyüleme yeteneğinden ileri gelir. Bu adamların korkusuz, kibirli, zeki, örgütçü ve büyük işleri sürdürebilecek kapasitede olmaları, fakat diğer yandan liderin isteklerine tamamen boyun eğecek, ilham ve enerjilerini ondan alacak ve bu teslimiyetten gurur duyacak bir yaradılışta olmaları gereklidir.

Kitabın dördüncü ve son bölümünde yazar aşağıdaki görüşleri belirtmektedir.

Kitle hareketini hazırlayanlar arasında söz ustaları ve yazarlar önemli yer tutmaktadır.

     Bunlar bir kitle hareketinin doğması ve büyümesi için gerekli olan ortamı şu davranışlarıyla hazırlar:

          1) Mevcut inançları ve kuruluşları gözden düşürüp, halkın bunlarla olan bağlarını koparmak yoluyla

          2) İnançsız bir hayat yaşamak istemeyen kişilerde dolaylı olarak bir inanç susamışlığı yaratmak ve böylece yeni bir inanç ortaya atıldığında, bu susamış kişilerin kalbinde güçlü bir taraftarlık etkisi yaratmak yoluyla

          3) Yeni inancın öğreti ve sloganlarını ortaya çıkartmak yoluyla

          4) İnançsız yaşayabilecek olgun kişilerin görüşlerini küçük düşürmek ve böylece yeni aşırılık ortaya çıktığı zaman, bu olgun kişileri karşı koyma gücünden yoksun bırakmak yoluyla,

     Fikir ve prensipleri uğruna ölmeyi saçma bulan bu kişiler, yeni düzene savaşmaksızın boyun eğerler. Böylece fanatikler için artık sahne hazırlanmıştır. Kitle hareketleri tarihinde en acıklı duruma düşenler, kitlelerin hareketi sonucunda eski düzenin yıkıldığına tanık oluncaya kadar yaşayan aydın öncülerdir.

     Sanılır ki kitle hareketleri, ifade, vicdan ve davranış özgürlüğüne kavuşmak için, halkın baskı rejimini yıkmak üzere aldığı kararın bir sonucudur, oysa gerçekte kitle hareketleri ve özellikle devrimler, aydınlarla mevcut yönetim arasındaki çatışmalarda aydınların ortaya çıkartılan söz düellosundan doğmaktadır.

     Çoğu zaman kitle hareketlerinin, yerini aldıkları eski düzene oranla daha az kişisel özgürlük tanımalarının nedeninin, hareketin kritik bir noktada iktidara susamış bir komplonun eline geçmesinden ve bunların, doğacak özgürlük konusunda halkı aldatmasından ileri geldiği sanılır. Gerçekte bu oluşumda aldanan kişiler, mevcut düzeni küçük düşürerek kitle hareketine öncülük yapmış olan aydınlardır. Bu aydınlar mevcut düzene karşı dururlar, onun ehliyetsizliği ve mantıksızlığıyla alay ederler, onun yasallığını gözden düşürürler ve kişisel özgürlük için çağrıda bulunurlar. Bu aydınların çağrısını olumlu karşılayan ve bunları destekleyen kitlelerin, aynı şeyler için kıvrandıklarını sanırlar. Hâlbuki kitlelerin özlemini çektiği özgürlük, kişisel ve kendini ifade özgürlüğü olmayıp bağımsız benliklerinin çekilmez yükünden kurtulma özgürlüğüdür. Onlar “seçme özgürlüğünün korkunç yükünden” kurtulma özgürlüğüne kavuşmak isterler. Onların istedikleri vicdan özgürlüğü değil, körü körüne otoriteye inançtır. Onlar eski düzeni, bağımsız ve özgür insanlardan oluşan bir toplum yaratmak için değil, tekdüze (eşitlikçi) bir toplum yaratmak için yıkarlar. Onların ayaklanmaları eski rejimin kötülüklerine karşı değil, zayıflığına karşıdır; onların şikâyeti eski rejimin baskısı değil, toplumu tek vücut haline getirecek bir biçime sokmamış olmasıdır. Bir kitle hareketinin ilk elde edilen sonuçlan, halkın bu isteğine uygundur. Bir kitle hareketi sırasında bu hareketin aydınlarının acıklı duruma düşmelerinin nedeni, toplu çabayı her ne kadar övseler de yine de temel itibariyle bağımsız kişiler olarak kalmalarıdır. Bunlar kişisel mutluluğun ve özgür fikirlerin yine de mümkün olacağına inanırlar. Fakat bir defa kitle hareketi yürümeye başladıktan sonra iktidar, bağımsız kişiliğe inanmayan ve ona saygı duymayanların eline geçer ve bunların iktidarda kalmaları, acımasız yöntemler uygulamalarından değil, kitle çoğunluğunun istediği eşitlik düzenine uygun davranışlarındandır.

 

 

KİTAP HAKKINDAKİ DEĞERLENDİRME

 

Özet yapmak gerekirse, bir kitle hareketinin oluşması için;

1)   Mutsuz ve kendini adamaya hazır bir kitleye,

2)   Mevcut yönetimden şikayetçi olan ve yeni hareketin daha iyi sonuçlar yaratacağına inanmış ahmak aydınlara,

3)   Büyük umutlara,

4)   Cüretkar ve nefret duygularını körükleyebilecek bir lidere (bu liderin Entelektüel ve güvenilir olması arzu edilmez, aksine bu özellikleri taşıyanlar bu tip hareketlere lider olamazlar) ihtiyaç bulunmaktadır.

 

Eric Hoffer’ın 1950’li yıllardaki ABD ve Avrupa’da yaşanan kitle hareketlerini esas alan ve bu eşsiz bir sosyolojik gözlem niteliğindeki tespitlerinin, günümüzde bulunduğumuz coğrafyadaki yaşananlarla birebir örtüştüğünü maalesef söylemek durumundayız.

 

Bu kapsamda kitapta incelenen kitle hareketlerinin öncüleri, mensupları ve liderlerinin özelliklerinin PKK ve FETÖ gibi örgütlerle benzerliği şaşırtıcı derecededir.

 

Ayrıca bu kitapta günümüzde bir kısım aydın tarafından anlamlandırılamayan oy verme eğilimlerinin gerekçelerinin neler olabileceğine ilişkin fikirlere de ulaşmak mümkün olmaktadır.

 

O nedenle günümüzde yaşananları anlamaya çalışanların siyaset yapma eğiliminde olanların, bu kitabı okumalarını şiddetle tavsiye ederim. 

Salih DEMİR

 

zabitan.net@gmail.com

767 kez okundu
04.01.2018

Yorumlar