"EYYY BALKANYA BALKANYA SENİ BEN GEZMEDEN BIRAKAMAM YA…-NESİBE-ÖZKAN BAYDAR"

EYYY BALKANYA BALKANYA SENİ BEN GEZMEDEN BIRAKAMAM YA…-NESİBE-ÖZKAN BAYDAR

İlk Gün (10/09/2016):

Bugün yolculuğa İzmir’den uçakla başlayacağız... Oğluşlar bizi havaalanına bırakıp geri dönecekler; 9 gün boyunca evde yokuz bi üzgünler bi üzgünler sorma gitsin!..

Uçaktan indik Merkez orduevine 13:30 gibi ulaştık amma velakin bir dosta emanet bırakacağız derken otobüsü 5 dakika geciktirdik, cık cık lar eşliğinde otobüse yerleştik. Başlangıcından belli oldu seyahat çok renkli geçecekti!..

Akşama doğru İstanbul’a varma, yoldan son ördekleri alma, sınır kapısını gece yarısı geçme, pasaportları toplayıp kontrole verme işkencesine başlama derken, aaa!.. elin Yunanistan’ına geçivermişiz.

İkinci Gün (11/10/2016):

Sabaha karşı 04:30’da Kavala yakınlarında Anastasyanın yerinde kahvaltı!.. Bilemedik burada çorba içmeliymişiz, tüm tur boyunca çorbaya benzeyen tek çorba buradaymış maalesef...

Daha sonra Kavala’ya varış, su kemerleri, tarihi kiliseleri görme, sahilde dolaşma, rehberimiz Abdülkadir bey’in sunumunu dinleme derken Selanik’e hareket. Sonra bir baktık İzmir Kordon’a varmışız. Bu kadar mı benzer, sanki bir elmanın iki yarısı gibiler Selanik ve İzmir… Abdülkadir bey burada konsolosluğun yanındaki Atamın doğduğu, büyüdüğü yere götürdü önce bizi (sabahın köründe ilk sırayı biz kaptık turun sonraki uğrak yerlerinde de hep yaptığımız gibi diğer turlara fark attık).

Sonrasında sahilde serbest zaman.

Selanik’ten Üsküp’e doğru hareket… (Üsküp’te çarşıda iken deprem yaşadık ama yazmaya burada başlamamıştık.)

Üsküp’e gelip te Matka Kanyonunu görmeden gitmek olur mu dedik ve düştük yollara. Gerçekten de olmazmış. Üsküp’e yaklaşık 30 dakikalık mesafede doğa harikası, insana huzur veren bir yer.

Üçüncü Gün (12/09/2016 -Bayramın birinci günü):

Üsküp Karpos otelde uyanış... Özkan’cığımın gazabına uğradık söylenen saatten 1 saat önce kalktık. Saati yanlış görmüş… Dolayısıyla kahvaltıyı ilk önce biz yaptık (fena da olmadı)… 08:00 gibi otelden ayrıldık. Programa göre ilk olarak Tetova’da Alaca Camii’yi ziyaret ettik. Bayramın ilk günü âdetini yerine getirerek burada topluca bayramlaşma yaptık.

Bu cami iki kız kardeşin (Hurşide ve Mensure) çeyiz paraları ile yapılmış ve caminin avlusunda kabirleri mevcut. Özkan Alaca Cami’de 2 rekat namaz kıldı, Allah kabul ederse…

Alaca Camiyi diğer camilerden ayıran bir özellik var, bu caminin içinde ve dışında çok iyi korunmuş freskler resmedilmiş.

Daha sonra “Sersem Ali Paşa” tekkesine gittik. Burası Kanuni’nin eşi Mahidevran Sultan’ın abisinin (Şehzade Mustafa’nın dayısı) inzivaya çekildiği tekke imiş. Rivayete göre Kanuni bu tekkeye kapanmak isteyen Ali Paşa’ya “sen sersem mi oldun Ali Paşa” dediği için bu isimle anılıyormuş… Burada Cumali adında bir Arnavut bize bu Tekkenin mazisini anlattı. O kendi şivesi ile konuşurken sanki “Elveda Rumeli” dizisini seyrediyormuş gibiydik... Cumali’nin cüssesi gibi kocaman da bir Türkiye için atan kalbi varmış. 15 Temmuz darbe girişiminin ertesi günü İstanbul’a gelip Bayrampaşa’da demokrasi nöbeti tutanlara katılmış. Tam bir Türkiye sevdalısı.

Aynı tekkede Bektaşi dedesi ile de sohbet edebildik. Sırplar zamanından kalma çatışma izleri halen tekke duvarlarındaki kurşun deliklerinden anlaşılabiliyor.

Öğleden sonra Ohrid’deyiz. Göl kenarında kendine has mimarisi ile şirin bir Makedon kasabası…Bir zamanlar severek izled iğimiz “Elveda Rumeli” televizyon dizisinin çekimlerinin yapıldığı yerlerden birisi burası.

Ohrid Gölü oldukça büyük ve derin bir göl (en derin yeri 288 m.). Gölün ve kasabanın rakımı yüksek olduğu için gölü besleyen akarsu çok az, bunun yerine gölü besleyen kendi su kaynakları var. Ohrid Gölü’nün diğer bir özelliği de hem Arnavutluk hem de Makedonya’ya kıyısının olması… Göl 1979 yılında UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası” listesine dahil edilmiş. Burada tekne turu yapmadan olmazdı tabi…

 

Serbest zamanda meşhur Ohrid incisi alma telaşesinden sonra kalacağımız otele hareket ettik. Akşama doğru Struga bölgesine vardık. Burada Ohrid gölünden beslenen Drim nehrini ve nehir üzerindeki şairler köprüsünü ve parkını ziyaret ettik.  Yaya yolu Ohrid gölünü panoramik olarak fotoğraf çekmek için uygun bir yerdi. Genelde göller nehirlerden beslenirken burada tam tersi imiş yani nehir Ohrid gölünden besleniyormuş. Otelimiz Ohrid gölü kıyısında çok güzel bir otel, sahibi de Türk işadamlarıymış… En büyük sürpriz klozetlerde taharet musluğu olmasıydı, sevincimizi anlatamam.JC

Otelde hafif bir akşam yemeğinden sonra Makedon gecesi ve yöresel halk dansları seyri… Saat 24:00 da otele dönüyoruz. Eeee dinlenmek te lazım...

4ncü Gün (13/09/2016-Bayramın ikinci günü):

Sabah 08:15 İzgrev Hotel’den (Ohrid Gölü) ayrıldık. Sevim hanım ve Tünay beyden Manisa’da deprem olduğunu öğrendik doğal olarak Üsküp depreminden sonra panik yaptım ve çok endişelendik. Çocuklardan haber alınca rahatladım. 30 dk. kadar sonra rehberimiz Abdülkadir beyin sürpriz yapacağını söylediği “Sv. Naum” denilen bölgeye vardık. Tuvalet molasından sonra bölgenin içlerine doğru ilerlediğimizde sürprizin hakikaten ne kadar güzel olduğunu gördük. Sacdan yapılma ince küçük teknelerle göl içerisinde 20 dk. kadar doğa ile başbaşa 10’ar kişilik gruplar halinde gezdik. “Black Drin” denilen bu kaynağın insan ömrüne 10 yıl kattığı ya da 10 yıl gençleştirdiği söylenince tabii ki de kayıktaki tüm kadınların bu suya olan ilgileri had safhaya çıktı.

Bu arada grup içi kaynaşma da günden güne artmaya başladı, gruptaki gençler bile hallerinden oldukça memnundular.

Saat 10:50 Arnavutluk’a giriş yapıyoruz, Makedonya’dan ayrılış… (11:45 ara bölgedeyiz)… Kartallar ülkesine hareket… Arnavutlar kendilerine Şkiptır diyorlar ama uluslararası alanda Albania deniyormuş.

Arnavut Atasözleri :

·         Dumanı tütmeyen kahve imansız Türk’e benzer,

·         Yunanlı ile tokalaşırsan parmaklarını say…

Sat 14:15 Tiran’a doğru gidiyoruz. Ancak yolların hiçbir cazibesi yok. Nazif beyden anılar dinliyoruz.

15:38 Tiran’a giriş yaptık. Konsolosluk binamızı gördük, sağlam ama apartman şeklinde bir bina (sevimsiz bir bina)... Burada okullar açılmış, trafik oldukça yoğun ve tehlikeli. Yıllarca Enver Hoca (Hocaizm=Enver hoca tarzı sosyalist rejim) yönetiminde dış dünyaya tamamen kapalı kalmış ve neredeyse ateist bir toplum olmuşlar. Turgut ÖZAL anılarında buradan bahsederken, hangi caminin önünden geçtiysek vakitli vakitsiz o camide ezan okunuyordu demiş.

Bu bölgede araba plakalarının önünde şehrin ilk harfleri var Tiran; “TR 569U” gibi.

Saat 15:47 İskender Bey meydanına gidiyoruz (bağımsız Arnavutluğu kuran Osmanlıya ilk baş kaldıran devlet adamıymış). Yolda Ethem Bey Camiini de gördük. Sırada Tiran Üniversitesi meydanından dönüş ve restoranlara hareket var. Üniversite meydanında Enver Hocanın kendisi için kabir olarak yaptırdığı Piramit şeklindeki yapıyı da gördük. Ancak eşi buraya gömülmesini istememiş sanat galerisi olarak kullanılmaktaymış. Tirana gelmişken Trileçe yemeden olmazdı…

17:56 Leçe bölgesindeyiz… Bu adla anılan çay Adriyatik’e dökülüyormuş… Arnavutların ataları olan İliryalılar döneminden beri var olan Leçe kalesini görüyoruz… 1443’te İskender Bey bağımsız Arnavutluk’u kurmuş ve sonrasında sıtmadan ölmüş… Oğlu başa geçmiş ama başarısız olmuş Osmanlıya boyun eğmiş. Leçe nehrine bakan yerden grup fotosunu ihmal etmedik…

Yolculuk İşkodra’ya... Ancak sadece panoramik bir gezi olacak saat 18:10… İşkodra’da halk yaşlısı genci, kadını erkeği Çinliler misali bisiklete biniyor. Tarkan eşliğinde yola devam. Gölün bir tarafı Arnavutluk diğer tarafı Karadağ (Montenegro). Bu arada Özkan gaza geldi Tarkan’la birlikte en az dört şarkı söyledi… Arnavutluk tarafındaki dağlar oldukça çorak, pek bir bitki örtüsü yok. Saat 19:37 Arnavutluk’tan ayrılmak üzere gümrük kapısındayız. İzin için epey bekledikten sonra Karadağ’a giriş yapıyoruz.

5nci Gün (14/09/2016- Bayramın üçüncü günü):

Çerna Gora (Karadağ)’dan günaydın!… Tarihteki Osmanlıya karşı ilk Dük’lük burada kurulmuş… 1520’li yıllarda Kanuni döneminde burada gerçekleşmiş. 1912’de tam hâkimiyetlerini kazanmışlar. Sosyalist Yugoslavya döneminde buraya Titovgrad denilirmiş. Yaşlılar hâlâ bu ismi kullanırlarmış. Para birimleri Leva, en büyük geçim kaynakları turizm. Başkentleri Podgorica. Üretilen ürünün % 80’ini üzüm oluşturuyormuş dolayısıyla her yer üzüm bağı dolu. Karadağlılar uzun boylu ve iri insanlar oldukları için Osmanlı döneminde Yeniçeriler Karadağlılardan devşirilirmiş. Sıra şehir turunda… Montonegro bayanları gerçekten çok hoş… Kadın nüfusu erkek nüfusuna göre daha yoğunmuş… Su topunda uluslararası alanda çok başarılılarmış. Moraça nehri ile kent ikiye bölünmüş durumda...

Budva, Kotor ve Dubrovnik’e yolculuk… 4189 mt. uzunluğunda bir tünelden geçiyoruz.  Sv. Stefan adasını görüyor (Muharrem beye göre Salaklar Adası) ve hep beraber bir fotoğraf çekimi yapıyoruz. Bu adada Hollywood starlarının evleri varmış, buraya tatile gelirlermiş, ayrıca bu adayı ziyaret etmek isteyenler önceden izin almak kaydıyla 285 Euro ödemek zorunda imiş… Bina yığını küçücük bir ada…

Efsaneye göre Budva iki balığın birleşmesi demekmiş. Birbirine âşık iki gencin hayatta kavuşamaması sonucunda denize atlayıp birbirine kavuştuklarına inanılan bir efsaneymiş. Budva’da eski şehri (kale şehir) gezdik. Tarihi ama içinde yaşamın devam ettiği küçük bir kale şehir.

Kotor’un da önemli bölümünü eski kale oluşturuyor. Ama bu kalenin içinde yerleşim de var, hediyelik eşya satan yerler, kafe ve restoranlar da… Kotor’u çok severek ayrıldık…

Dubrovnik taşlardan meydana gelmiş özel ve güzel bir yerleşim yeri… Burada da eski bir kale şehir var ama burası diğerlerinden daha düzenli. 1991-1992 yıllarında aynı Mostar’da olduğu gibi bu güzel ve tarihi şehir de Sırpların ağır bombardımanına maruz kalmış. Kale şehrin çok büyük bir kısmı zarar görmüş. Savaştan sonra aslına uygun olarak onarımdan geçirilmiş ve bu günkü görünümüne kavuşmuş. Burada “Game of Trons” dizisinde kullanılan merdiveni  de gördük…

6ncı Gün (15/09/2016-Bayramın son günü):

(Neretva=Zümrüt yeşili)

08:15 Poçitel köyüne hareket… Poçitel’de ilk Osmanlı köyünün havasını teneffüs ettik. Hediyelikler diğer yerlere oranla daha ekonomikti. Horozu çok olan köyün sabahı geç olur…(Bosna Atasözü) Poçitel’den yola devam…

Mostar'dan önce Blagaj köyündeyiz. Tekke ziyareti yapılacak. Sarı Saltuk tekkesi… 2 rekat namaz kılmak nasip olabildi. Allah’ım kabul eder inşallah. Ve nihayet demleme çay-kahve içebildik… Tuvaletler tertemiz… Güzel de bir bayram baklavası yedik.

Şimdi Mostar’a doğru hareket ettik. Saat 10:58…

Mostar Köprüsü=Taştan kesilmiş Hilal=Mimar Hayrettin Yapısı

Kanuni, Mimar Sinan’a şöyle der; “öyle bir köprü yap ki bakanın gözü kalsın ve iki yakayı bir araya getirsin”… Mostar’ı Mimar Sinan’ın talebesi Mimar Hayrettin yapmış. Yapımında 437 taş kullanılmış. Malabadi köprüsü bu köprüye ilham kaynağı olmuş. Yapımı 10 yıl sürmüş.

1993’te Hırvat topçusu tarafından yıkılmış. Yıkılan köprü 2000’li yıllarda Mardin’den gelen 2000 taş ustası tarafından tamir edilmiş ancak, köprü üstünde mevcut yürüme yolunda orijinalinde olan ve Allahın 99 ismini temsil ettiği söylenen 99 yatay mermer aynı sayıyla yapılamayıp 97 sıra halinde yapılabilmiş. Şehrin çeşitli yerlerinde halen savaşın izlerini (Mermi izleri) görmek mümkün…

Yorulduk ve acıktık. Mostar’a gelmişken o meşhur köftelerinin tadına bakmadan olmazdı. Adına “cevapi” dedikleri bir lezzet mucizesi bu…

Neretva nehri şehri ikiye ayırıyor, bir taraf Hırvatlar diğer taraf Müslümanlar…

Saat 14:00 Aliya İzzet Begoviç belgeselini otobüste izliyoruz. Saat 15:07 belgesel bitmek üzere… O’na bestelenen şarkı ile SON…

Umut tüneli=Yaşam Tüneline 14 km kaldı…

Çetnik hareketi (zafer işareti): 3’ün biri hareketinin oluşmamış hali dedi rehberimiz. Bosna Hersek esnafına 1-2-3 şeklinde bu hareketi yapmamak gerekirmiş, yanlış anlıyorlarmış.

Buradaki toplu mezarlar bir tür özel çiçek ve mavi renkli bir kelebek türü sayesinde bulunmuş. Halen 300 bin kayıp insan mevcutmuş.

Sarajevo (Saraybosna)‘ya doğru gidiyoruz saat 15:00. Sarajevo adı saray gibi ovadan geliyormuş. Fatih Sultan Mehmet‘in Sarajevo ile ilgili gördüğü bir rüya, rüya tabircileri tarafından; Hz.Muhammed‘i görmesi buranın Müslüman olacağı, Hz.Ebubekir’i görmesi Osmanlı’nın devamı olacağı, Hz.Ali‘yi görmesi buranın savaşçı bir toplum olacağı ve Hz.Ömer‘i görmesi ise burada yıllarca büyük bir savaş olacağı şeklinde yorumlanmış.

1878‘de Avusturya Macaristan hâkimiyetine, 1918’de sosyalist Yugoslavya hâkimiyetine girmiş. Saraybosna ve Konya kardeş şehirlermiş.

Saat 15:32 bir belgesel video izledikten sonra umut tüneline girmeye hazırlanıyoruz. Umut tünelinde 2 yıl boyunca komşuları kaçmasına rağmen burada kalmış ve yerel askerlere yardım etmiş yaşlı teyzenin evini gördük. Kuşatma boyunca Müslüman Bosna-Hersek‘lilerin tüm ikmalini yapmak ve hatta Aliya İzzet Begovic‘in yurt dışı toplantılarına gitmek için bile kullandığı “Umut Tüneli”nin maalesef Türk basını tarafından haber yapmak telaşıyla ifşa edildiğini de öğrendik.

Bu arada yolda gelirken hakkında yapılan belgeseli izlediğimiz Aliya İzzetbegoviç’in mezarını da ziyaret ettik. Bu büyük adam “ben ölünce sıradan bir mezara gömün, mezar taşına da adımı yazmayın” demiş.

Öldüğü zaman vatandaşlar bu vasiyet üzerine O’na şehitlikte oldukça mütavazı bir anıt mezar yapmışlar. Mezar taşına da ne bir makam, ne bir unvan; sadece adını yazmışlar…

7nci Gün (16/09/2016) :

Cuma günü sabahı saat 08:00 civarında Saraybosna’daki otelimizden ayrıldık. 6-7 saatlik bir yolculuktan sonra Sırbistan‘a giriş yapabildik. Yol süresince ‘’Bana Masal Anlatma‘’ filmini izledik keyifli saatlerdi. Sırbistan 1106 da kurulmuş…

Sava Nehrin‘den geçiyoruz saat 13:33.  Tuna ile Sava bir noktada birleşiyormuş. Şimdi planlanan (yarım saat kadar sonra yani…) Sava Nehri üzerinde bir tekne turu yapacağız. Tuna’dan çıkış yapılacak… 9. yy da Belgrat‘a “Beyaz Şehir” denilirmiş. Doğu ve batının çakıştığı, savaştığı noktadır burası… Tarih boyunca toplam 114 defa savaş olmuş bu coğrafyada. Bu arada Nikola Tesla’nın Sırp asıllı olduğunu öğrendik. Kablosuz elektriği ilk bulan kişidir kendisi. Yaptığı icatla Edison'dan para almamış ve ona kırgın ölmüş. Nikola Tesla’nın annesinin hiç okula gitmediğini ama köyde küçük icatlar yaptığını öğreniyoruz. Tesla Abisinin ölümüne sebep olduğunu düşündüğü için travmatik bir ruh haline sahipmiş.

Tuna nehri üzerinde oldukça zevkli bir tur yaptıktan sonra kale bölgesini gezmeye gidiyoruz.

Kalenin olduğu bölge “kalemegdan” olarak adlandırılıyor. Kalemegdan’a giderken Sırp holiganlarla karşılaşıyoruz. Holiganların bize sataşmak niyetinde olduklarını farkeden yerel rehberimiz bizi ikaz ederek yolumuzu değiştiriyor.

Mayıs 1995’te Sırplar Saraybosna'daki kuşatmayı şiddetlendirince NATO’nun Sırplara karşı düzenlediği hava saldırısını Sırplar Türk savaş uçaklarının yaptığına inanıyor ve Türkleri sevmiyorlar. Sırbistan’da elimizde Türk Bayrağıyla dolaşmamız onları rahatsız etti.

8ncı Gün (17/09/2016):

Sabah 07:41 otelden ayrılış; otelimizin odaları da, görevlileri de çok güzel ve özeldi. Özellikle restoranda görevli bayanlar işlerini çok profesyonelce yaptılar ve güler yüzlüydüler.

Şehir içinde ilerlerken Sava Katedralini gördük 100 yıldır yapımı tamamlanamamış. Güya Sinan Paşa’nın, mezardaki azizlerin kemiklerini çıkarıp oradaki parka serptiğini düşünüyormuş Sırp halkı.

Tekrar yola çıkıyoruz Niş kentine 27 Km. kala “İstanbul Restoran”da mola veriyoruz güzel bir mola yeri. Çay, kahve ve taharet musluklu tuvaletler bu güzel moladan sonra Niş kentine doğru devam ediyoruz.. Konstantin bu şehirden çıkmış bir kralmış. Bu coğrafya Roma’ya da bir kral yetiştirmiş. Niş, petrol kaynaklarının ve yer altı kaynaklarının zengin olduğu bir bölgeymiş.

Saat 13:20 de Bulgaristan sınırına vardık. Burada iklim değişikliğinin farkına varmak çok mümkün. Tam bir karasal iklim hâkim, hava oldukça kapalı. 13:41 Bulgaristan sınır kapısındayız. Burada ilk defa otobüsten inip pasaport kontrolünü tek tek yaptırıyoruz. Bulgar gümrüğünü geçtikten sonra otobüsün aranmasını müteakip gelmesini bekleyeceğiz.

Saat 15:04 Sırbistan’dan çıkabildik. Bir kısım arkadaşlar gümrükte lavabo ihtiyacını karşıladı ancak çok kötü bir tuvalette. 500 metre kadar ilerde direk WC olarak kullanılan yerde durduk ve ben orayı ziyaret ettim. Bulgarlar, Türkler ve Romenlerden oluşan bir ülke Bulgaristan. Maritsa=Meriç Nehri ovayı ikiye ayırıyor. 1382’de buraya Osmanlı geliyor ve Serdika şehri Sofya oluyor. Şehirde İslam’ın merkezi olan Kadı Seyfullah Camiinin önünden geçtik. Parlamento binası ve Cumhurbaşkanlığı binası hepsi aynı yerde bulunuyor. Devlet binalarının olduğu bölgedeki zemin sarıya boyanmış. Atatürk’ün ateşe olarak görev yaptığı ve yeniçeri kıyafeti ile katıldığı bir toplantıda çekilen fotoğrafın olduğu yer de bu bölgede. Gezilecek çok yer olunca insan yoruluyor haliyle… Akşam Bulgar tavernasında eğlence var. Biraz dinlenmek lazım. Hediyeliklerimizi de unutmadık elbet…

9uncu Gün (18/09/2016):

Saat 07:56 Plovdiv’e (Filibe) hareket. Yaklaşık 1,5 saat sonra orda olmayı planlıyoruz. Osmanlı bu kenti 1371’de Çirmen savaşında kuşatmış ama ele geçirememiş. 1390’da tam bir Osmanlı kenti olmuş ve askeri üs olarak kullanılmış. 1885’te Osmanlı bölgeden çekilmiş ve Bulgarların eline geçmiş. Türkler tarafından burası Felipe olarak isimlendirilmiş. Burası Müslümanların yoğun olarak yaşadığı Museviler, Romenler, Türkler ve Bulgarlardan oluşan kozmopolit bir şehir. Şehrin ortasında Cuma Camii var. Sultan I. Murat (Hüdavendigar) zamanında yapılmış. Şehrin nüfusu 400 binmiş. Şehrin ortasından Maritsa (Meriç) nehri geçiyor. Nehir 480 km. sonra Saros Körfezine dökülüyormuş.

Trimonthium=Üç tepeli şehir de deniyor ismine. 700-800 mt.lik bir çarşısı var. “Billa” diye bir market zinciri var. Oradan alışveriş yapacağız. Burada da yine Leva geçiyor sadece. Sevim’cimle güllü kozmetik ürünlerinin satıldığı mağazadan alışveriş yaptık ancak Levalarımız yetmedi. Leva aldık yine eksik kaldı. Oradaki bir Türk turist sağolsun eksik parayı tamamladı da biz de mağazadan çıkabildik.

11:12 Plovdiv’den ayrılış.

İşte KAPIKULE... Sonunda evimizdeyiz. Yorulduk ama değdi…

 

Yazan:Nesibe BAYDAR

Düzenleyen:Kocası 

562 kez okundu
31.12.2017

Yorumlar