"ESKİ BİR PERSONELCİNİN HATIRLAYABİLDİKLERİ-1" Rekin ÇALI
ESKİ BİR PERSONELCİNİN HATIRLAYABİLDİKLERİ-1 
 
Yeter artık! Bıktım! Her görüşmemizde “ Oğlum, orda öyle boş boş oturacağına Zabitan için bişeyler yazsana!” diyen Dernek Başkanı beni canımdan bezdirdi. “Paşam ne yazayım?” diyorum, “Canın ne istiyorsa onu yaz .” diyor. 
 
Evet, yazmak lazım. Hayata tutunabilmek, işe yaradığını hissetmek , “Buradayım ve yaşıyorum” diyebilmek, iz bırakabilmek için yazmak lazım. Daha da önemlisi Başkan’ın dırdırından kurtulmak için yazmak lazım.
 
Hangi konuda mı yazacağım? Tabii ki, eski bir Emeklilik Şube Müdürü olarak, emeklilik öncesi ve emeklilik sonrasında birçoğumuz yaşadığı anılar, olaylar, duygular ve gitgelleri yazmaya çalışacağım. Tabii toparlayabilirsem.
 
Emeklilik zamanımın geldiğini, ilk olarak 2011 yılında bir sohbet esnasında anladım. Bulunduğum ortamda en kıdemli benim. Bir binbaşı, bir yüzbaşı ve bir üsteğmen ile birlikte goygoy yapıyoruz. (Dört kişiyiz diye okey oynuyoruz sanmayın).  Sırayla konuşuyoruz. Binbaşı bir şey söylüyor, ben bir şeyler. Yüzbaşı bir şeyler anlatıyor ben  cevap veriyorum. Üsteğmen ağzını açıyor, ben demek istediğini anlayıp ona uzuun uzun hayat tecrübelerimi aktarıyorum. Sonra sıra bana geliyor ve ben konuşurken hepsi dinliyor.  Hepsini kardeşim gibi seviyorum ama Üsteğmen Hakan’ı kendi gençliğime benzettiğimden ayrı bir seviyorum. 
Laf böyle uzayıp giderken ben bir ara “Biz Teğmen.-Üstteğmen iken bir Albay görünce “Ulan şu dinozora bak! Bi tarafı kadayıf tepsisine dönmüş hala çalışıyor. Emekli olsa gitse de arkadan gelen gençlere yer açsa.” derdik. Şimdiki Albaylara bakıyorum da hepsi genç genç adamlar. Nesiller gençleşiyor herhalde”  dememle birlikte 
Üsteğmen.Hakan cevabı yapıştırdı.; 
“Demek ki, hiçbir şey değişmemiş Komutanım!”. 
 
Yüzbaşı ile binbaşı buz kestiler. Eminim içlerinden “Aha, Rekin Alb. Hakan’ı şimdi paspas edecek” diye geçiriyorlardı. Bense bir 10 saniye kadar sustum ve lafı süzmeye çalıştım. Bana ne demek istemişti bu Üsteğmen.? Şıklar şöyleydi;
a. Sen de dinozor olmuşsun.
b. Bir tarafların kadayıf tepsisine dönmüş.
c. Bir an evvel emekli olsan da gençlere yer açılsa.
d. Ben de aynı senin gençliğinde düşündüğün gibi düşünüyorum
e. Hepsi
 
Harbiye’deki gibi şirket de yok ki kopya çekeyim. Ama a ve b şıkları bana doğru gibi gelince e şıkkını seçtim gitti. Ardından kahkahayı patlattım. Herkes rahatladı tabii. Ben hariç. :) 
 
Ama Hakan Üsteğmen den aldığım intikam çok acı oldu. Nasıl mı? Onu da anlatıp bitireyim.
Yukarıda anlattığım olaydan birkaç ay sonra. Hakan Üsteğmenin annesi, Hakan’ın kız arkadaşını görmek üzere Kayseri’ye gelmiş. Bir başka Albay arkadaşımız, hem Hakan ve Annesini hem de bizi ailecek yemeğe davet etti. Tabi ki yemeğe davetli olduğumuz gün, ben sabah kahvaltısı dahil hiçbir şey yemedim. Ama bunun konuyla ilgisi yok. 
 
Davet saatinden yarım saat önce davetli olduğumuz yere gittik. Yemek için Hakan Üsteğmen ve annesini bekliyoruz. Neyse lafı fazla uzatmayayım, Hakan ve annesi geldiler. Kadıncağız, bildiğimiz anam babam usülü, başını çene altından bağlayarak kapatmış tipik Anadolu ev hanımı. Onu öyle görünce sanki annemi görmüş gibi oldum. Bir de meslektaşımın annesi olunca ben refleks olarak kadının elini öpmek için hamle yaptım. Kadıncağız, ilk anda tokalaşmak üzere uzattığı elin öpüleceğini anlayınca geri çekmek istedi. Ama ben eli yakalamışım bir kere. Ben öpmek için çekiyorum, kadıncağız öptürmemek için geri çekiyor. Ben çekiyorum, o çekiyor. Sonunda ben gençliğin (!) verdiği enerji ve azimle kadıcağızın elini “Olur mu? Siz bizim de annemiz sayılırsınız.” diyerek öpüp başıma koydum.
“Eeee! Ne var bunda?” diyeceksiniz. Dediniz mi? Demediyseniz bekliyorum…! Söyleyeyim ne olduğunu. Yemekten sonra oturulup sohbete başlanınca elini öptüğüm teyzemin 1965 doğumlu olduğunu öğrendim. Artık benim morun hangi tonlarımda olduğumu sizin hayal gücünüze bırakıyorum. Gerçi, doğum ayını da söyleyince benden birkaç ay da olsa büyük olduğunu öğrenerek rahatladım ve bir ton açıldım ama yine de rengimin mosmora yakın olduğuna eminim. :)
 
İşte böyle sevgili dostlarım. Biz ne kadar fark etmesek de zaman hiç durmadan akıp gidiyor. Ben yüzbaşıyken, anneme selam söyleyip, “Annenin ellerinden öperim.” diyen Erdal Albayımın annemden sadece 1 (Bir) yaş küçük olduğunu bildiğimden içten içe gülen ben, zamanın bu kadar hızlı akıp geçtiğini unutarak benden sadece birkaç ay büyük Üsteğmen Hakan’ın annesinin elini zorla öpen yine ben. 
 
Eee… Ne demişler “Gülme komşuna, gelir başına.” (Bak hala gülüyorsunuz.)
 
Bir sonraki sayıya yetiştirebilirsem, beni emekli olmaya iten diğer nedenlere de ufak ufak değineceğim. Şimdilik kalın sağlıcakla.
 
Rekin ÇALI
 
797 kez okundu
10.04.2018

Yorumlar