ASKERİ SAĞLIK SİSTEMİNE DAİR BİR MASAL-Aziz GÜLER

ASKERİ SAĞLIK SİSTEMİ 1 ( MASAL)

                Askeri Sağlık sisteminde meydana gelen gelişmeler ve yapılanmadaki hatalı tasarım bu konuda bir şeyler yazma ihtiyacını doğurdu. Şimdiki bakış açısı seksen milyonluk bir ülkenin sağlık ihtiyacını çözdüğüne inanılan ulusal sağlık sisteminin 600-700 bin mevcutlu bir Ordunun da sağlık ihtiyacını rahatlıkla çözebileceği üzerine kurulu. Bu yanlış bakış açısının daha fazla can yakmadan düzeltilme yoluna girebilmesi için kamuoyunun dikkatini çekmek gerekliliği ortaya çıkıyordu.

                Yazıyı nasıl bir format ile kaleme almam gerektiğini düşünürken yazıyı okuyacak hedef kitlenin durumunu ortaya koymakla başlamak istedim.

                Yazımı okuma ihtimali olanların % 50’si kadın dolayısı ile askerlik hakkında bilgileri yakınlarının anlattığı asker anıları ile sınırlı. Kalan % 50 nin en az % 20 si askerliğini kısa dönem, dövizli, bedelli vb. şekillerde yapmış yani en zor şartlarda olanı betonarme jandarma karakolunda, genellikle karargâh görevlisi olarak yapmış. Durumları aslında ilk gruptan çok farklı değil.

                Askerliğini Kore ve Kıbrıs harekâtına fiilen katılarak yapmış olanların sayısı ise bir oran oluşturmayacak kadar az.

                Askerlik yapmayan genç gruba bakarsak onlar da ne yazık ki sadece filmler ve bilgisayar oyunlarından öğrendikleri kadar biliyorlar askerliği. Yarasını kendisi diken askerler, yanında patlayan bomba sonrası ayağa kalkıp koşan askerler, vurulup vurulup ölmeyen, damdan dama atlayan, hiç hastalanmayan, ne bulursa yiyen ama midesi bozulmayan, eline aldığı bir kalkan ile top mermisini savuşturanları görüyor ve onları gerçek sanıyorlar. Konuya en uzak grup sanırım bunlar ve en az  kalan % 50 nin % 50 si bu gruba giriyor. Dolayısı ile Askeri Sağlık ile ilgili bir ihtiyaç olabileceğini bile düşünmüyorlar.

                Kalan yani normal askerlik hizmeti yapanların % 80’i terör bölgesinin dışında ve Kıbrıs’ta askerlik yapanlar oluşturuyor. Bu grup ta bol eğitim, mıntıka, denetleme, tatbikat dışında bir şey görmeyen, askeri jargon ile “kafasının üzerinden mermi geçmemiş” olanlar.

                Son grup ise sadece iç güvenlik harekâtında görev yapmış, bunların azami % 10’u birden fazla silahlı çatışmaya katılmış, kafasının üzerinden mermi geçenler grubu oluşturuyor.

                Bu grubun da Askeri Sağlık Sistemine dair temel bakışını ilk yardım yapan sıhhiye personeli, harp paketi, damar yolu açılması, serum verilmesi, helikopter veya ambulans ile yapılan tahliyenin ne kadar önemli olduğu ile sınırlı kalır. Her gün onlarca şehit, yüzlerce yaralının olabileceğini düşünemezler bile.

                Hele Nükleer, Biyolojik, Kimyasal tehditler,  patlayıcı yanığı, tıbbi istihbarat, yüksek irtifa, derin dalış, g kuvveti, reanimasyon, harp cerrahisi, harp psikiyatrisi ne akıllarına gelir, ne de  içerisinde sedye ve serum kancası yeri olan ama barış döneminde servis hizmeti gören otobüsler  ilgi alanında olabilir. Sadece Asker Kişilere özel ve yüksek nitelikli sağlık hizmeti verildiğini zannettikleri şimdi kapatılmış olan Askeri Hastaneler gelir.

                O halde öyle sade bir şekilde izah edebilmeliyim ki konuyu bilmeyen bu büyük grup doğru bilgiler ile doğru bir bakış açısına kavuşsun, mevcudu sorgulasın, en iyiye ulaşmak için gayret göstersin veya gösterilen gayreti desteklesin.

Ben de bu konuyu bir masal gibi anlatmaya karar verdim umarım maksat hasıl olur.

 

 

 

MUTLU ÜLKENİN ORDUSU

                Bir varmış bir yokmuş, deve tellal iken pire berber iken ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken çook uzaklarda bir mutlu bir ülke varmış. Mutlu Ülke büyükçe bir ülkeymiş, toprakları verimliymiş, pınarlarından buz gibi sular akar, kayalıklarında keklikler seker, yaylalarında geyikler, ceylanlar dolaşırmış. İnsanların yüzlerinden kan damlarmış. Bu Mutlu Ülke Padişahlarının yönetiminde mutlu, huzurlu ve refah içerisinde yaşayıp gidiyorlarmış. Mutlu Ülkenin üç tarafı deniz, dört tarafı dostlarla çevriliymiş. Asker nedir bilmezler, savaşın ne olduğunu hiçç duymazlarmış. Binlerce yıldır hiç düşmanı olmayan bu ülkede tabiî ki asker de yokmuş, ordu da yokmuş.

                Sonra yıllar geçmiş etrafındaki komşu ülkeler daha fakir olmuşlar, daha huzursuz olmuşlar, yanlarındaki bu mutlu ve huzurlu ülkeye gözlerini dikmişler. Şu verimli toprakları alsak ne zengin oluruz demeye başlamışlar.

                Bunları duyan mutlu ülkenin padişahı bu tehditleri duyar duymaz vezirini yanına çağırmış.

                “Ey Vezir bu dost bildiğimiz ülkeler toprağımıza göz koymuş, zenginliğimizi kıskanır olmuş. Bu topraklarımızı ve zenginliğimizi korumak için tez elden bir ordu kurulsun, ne gerekiyorsa yap ülkedeki bütün adamlar emrindedir.” Demiş.

                Vezir kara kara düşünmeye başlamış. Bu ülke kurulduğundan beri hiç askeri, ordusu olmayan bir ülke, ne yapsak nasıl etsek de bir ordu kursak demiş. Sonra düşünmüş taşınmış bir heyet toplayayım, bu heyet çalışsın, Padişahın fermanının gereğini yapsın adım adım bir ordu kuralım demiş.

                Mutlu Ülkenin ermişleri, okumuşları, hekimi, hakimi, tarihçisi, ne kadar akıllı okumuş adam varsa haber salmış heyet toplanmış.

                Heyet Padişahın fermanını dinlemiş, bir odaya kapanmış, konuşmuşlar, konuşmuşlar, sonunda uzak bir ülkede yıllar önce askerlik yapan bir ihtiyar bulmuşlar. İhtiyar anlatmış, heyet dinlemiş, ihtiyar söylemiş heyet yazmış. Bir karara varan heyet Vezirin huzuruna çıkmış.

                “Ey ulu Vezirim, biz iyice öğrendik, Ordu için önce her rütbeden asker lazım, haber salalım her köyden yaşı 20-45 arasında olan bütün erkekler gelsin, bunları asker yapalım, tahsillerine göre subay, astsubay, erbaş, er yaparız. Asker olduktan sonra zaten ordu da kurulur.”

                Vezir hemen tellalları yola salmış, ahaliye Padişahın fermanını duyurmuş, “Ülkemiz tehdit altındadır, ordu kurulacaktır, yaşı 20-45 arasındaki bütün erkekler tez elden toplansınnnn.”

Haberi alan gençler azık çantalarını sırtlanmış, yola düşmüş. Vezirin kurduğu heyetin karşısına dizilmişler.

                Heyet gelenlere bakmış bakmış. Uzunu var, kısası var, şişmanı var zayıfı var, körü var topalı var, kamburu var, güçlüsü var. E demişler bunların hepsine silah versek asker yapsak ne olur? Kendi yoluna yürüyemeyenden asker olurmu? Ne yapsak ne etsek derken Mutlu Ülkenin Hekimbaşı Vezirim  “Sağlık durumu uygun olanları asker yapalım öbürlerini evlerine geri gönderelim” demiş.

                Gençleri hepsini hastaneye göndermişler Hastane hekimbaşlarına da haber salmışlar “Bu gençleri muayene edin, asker olabilecekleri tespit edin, öbürlerine de asker olamaz diye rapor yazıp evlerine gönderin” diye.

                Gençler sırtlarında azık torbası ile düşmüşler hastane yollarına hastaneye gelmişler kapıdan giren başlamış anlatmaya kimi demiş ben asker olacağım ama süvari olmak istiyorum, kimisi demiş ki ben asker olacağım ama savaş uçağı pilotu, öbürü demiş ben asker olacağım ama denizaltı, diğeri demiş ben özel kuvvetler, ben balıkadam, ben SAS, ben SAT,  ben komando, ben tankçı derken hastane karışmış.

                Hekimbaşı koşmuş gitmiş Vezirin karşısına” Aman beyim demiş bu iş karıştı, biz hekimliği biliriz ammaaa  kimden komando olur, kimden pilot, kim SAS olur kimden denizci biz bunu bilemedik aman bizim derdimize bir çare” demiş.

                Vezir hemen heyeti toplamış bu işe bir çare bulun demiş. Heyet oturmuş düşünmüş taşınmış sormuş soruşturmuş ve vezirin huzuruna çıkmış.

                Ulu vezirim bu iş ancak “ASKERİ TIP AKADEMİSİ” ile olur. Bir askeri Tıp Akademisi kuralım bu akademi hazırlık yapsın, hangi askeri branş için hangi sağlık kriteri lazım tespit etsin, biz bunları Hastane Hekimbaşlarına gönderelim hekim heyeti tek tek bunlara baksın. Her kişi için hangi askeri işleri yapabileceğini tespit edip heyet raporu hazırlasın, biz de buna göre kimin ne iş yapacağına karar verebiliriz demiş.

                Vezir hemen Padişaha durumu anlatıp fermanı yazmış.

                Bu günden itibaren asker olacak kişilerin askerlikte yapacakları görevlerde sahip olması gereken sağlık kriterlerini tespit etmek, güncellemek, geliştirmek, ölçüm ve muayene metotlarını belirlemek, SAĞLIK YETENEĞİ YÖNETMELİĞİ hazırlamak ve bu konularda araştırmalar yapmak üzere “ASKERİ TIP AKADEMİSİ” kurulmasına, söz konusu akademinin bütün askeri birliklerin sağlık kayıtlarını görmeye , asker kişilerin sağlık durumlarını takip etmeye, standartlar oluşturma ve ölçüm metotları belirlemeye, bilimsel araştırmalar yapmaya ve ilgili birimlere yayımlamaya yetkili kılınmıştır.

                Askeri Tıp Akademisi hemen kurulmuş, çalışmaya başlamışlar kim subay olur, kim astsubay olur, kim komando, kim denizci, kimden denizaltıcı kim F-16 pilotu olabilir bunları tek tek belirlemişler, Askeri Sağlık Yeteneği Yönetmeliği hazırlanmış ve gençler bu kriterlere göre muayene edilmiş, rapor yazılmış, birer birer asker olmaya başlamışlar.

                Subayı, astsubayı, uzmanı, er-erbaşı tankçısı, topçusu, piyadesi, komandosu derken ordu kurulmuş, kışlalara yerleşmiş her gün savaşa hazırlık yapmak için eğitim yapmaya başlamışlar.

                Vezir rahatlamış “İşte ordu kuruldu, padişaha tekmil vereyim demiş ama sonra düşünmüş hele biraz daha bekleyeyim ne olur ne olmaz ya bir eksik varsa padişahımı üzmeyeyim demiş” İyi ki de demiş.

                Derken kurduğu ordudaki komutanlar huzura gelmişler. “Aman vezirim, canım vezirim bizim bir derdimiz var öyle bir dert ki bunu ancak siz çözersiniz. Demişler.

                Vezir komutanları huzura almış dinlemeye başlamış,

                Biri demiş askerimiz hastalanıyor bizim birliğimiz Kuş Uçmaz Kervan Geçmez dağında aman derdimize bir çare,

                Biri demiş, biz fermanınız üzre başka bir ülkeye asker göndereceğiz ama orada bizim bilmediğimiz hastalıklar varmış, askerimize hangi aşıları yaptıracağız, sağlığını nasıl koruyacağız bilen yok,

                Biri demiş, aman demiş bizim askerler çok yürüyor tırnak batması olsa teee şehir merkezindeki hastaneye gönderiyoruz, işimiz aksıyor, her gün araç çıkarıyoruz, hasta olanlara bakılsın diye.

                Biri demiş biz Savaş Gemisindeyiz Vezirim biri hasta oldumu ne yapacağımızı bilemiyoruz ne olacak bizim halimiz demiş.

                Demişler, demişler, demişler. Vezir bakmış işler karışık heyeti çağırmış, komutanları dinleyin bu işi yoluna koyun demiş.

                Heyet bir daha çalışmış çalışmış ve vezirin huzuruna çıkmış. Vezir heyeti dinlemiş ve Padişahın adı ile yeni bir ferman yayımlamış;

“ ASKERİ BİRLİKLERDE 1’NCİ BASAMAK SAĞLIK HİZMETLERİ”  Askeri birliklerde birliklerin niteliği, görev yeri, mevcutları göz önünde tutularak revirler kurulması, bölgedeki askeri ve sivil sağlık teşkilleri ile sevk zinciri oluşturması, kadro, personel ve teçhizat ihtiyaçlarının Askeri Tıp Akademisi ile ilgili Komutanlığının görüşleri doğrultusunda derhal teşkil edilmesine, Bu birimlerde çalışacak Askeri Hekimlerin yetiştirilmesi için Bir Tıp Fakültesi ve bir Hemşire Okulu kurulmasına, karar verilmiştir. Ferman Padişahındır.”

                Artık Ordu kurulmuştur, Askeri Tıp Akademisi vardır, askeri tıp akademisinin yanında bir de Askeri Tıp Fakültesi kurulmuştur. Her kışlada revir vardır, basit tedaviler kışla revirinde yapılmaktadır, Her komutanın yanında Sağlık İşlerini danışacağı bir Askeri Hekim vardır. Askeri Tıp Akademisi harıl harıl çalışmakta, kışlalardaki hekimleri de zaman zaman eğitime almakta, uzaktan eğitim uygulamakta, kışlalarda askerler sağlık içerisinde hayatlarını sürdürmektedir.

                Günler aylar geçer düşman ülkenin padişahı Mutlu Ülkeye saldırma hazırlıklarına başlar ve sınırlarda küçük çatışmalar olur, ama artık Mutlu Ülkenin de ordusu vardır Vezir de komutanlara “Savaşa hazırlanın” der.

                Bir gün sınırdaki Karakol Komutanı Mehmet ve Ahmet’e birlikte karakol bölgesinden 15 km uzaktaki bir tepeye gece gizlice sızmasını, 3 gün boyunca bölgede düşman ülkenin askerlerini gözetlemesini,  gördüklerini rapor etmesini, yanlarına da üç günlük kumanya almalarını emreder.

                Mehmet ve Ahmet hazırlığını yapar ve emredilen tepeye gece gizlice giderler. Mehmet yerleşeceği bölgeyi keşfetmek için gezinirken birden ayağı kayar, düşer, düşerken ayağını bir kaya parçası keser. Bacağı kanamaya başlar, Mehmet ne yapacağını bilemez.

                Hemen komutanını arar. Komutan hemen revirdeki doktoru çağırır konuşmaya başlarlar.   “Komutanım, ben Mehmet, Ben Kuş Uçmaz Kervan Geçmez dağındayım, yanımda sadece Ahmet var, bacağımı kestim, buralarda revir yok, 112 acil yok, ne ben ne Ahmet ne yapmamız gerektiğini bilmiyoruz, savaşa bile girmeden şehit olup gideceğiz buralarda” der.

                Doktor hemen çantasından bir fanila çıkarmasını, top haline getirmesini, yaranın üzerine bastırmasını, tüfeğinin kayışını kullanarak iyice sıkmasını, eğer kanama durmazsa tekrar aramasını söyler.

                Mehmet tarif edilenleri yapar, kanama durur ve görevine devam eder.

                Komutan ise başlar düşünmeye Ya bu şekilde yaralanan, beni arayamasaydı, telsiz, telefon çekmeseydi,  ne olacaktı der. En iyisi başka askerlerin başına böyle şeyler gelmemesi için çare bulmalı der. Koşar gider Vezirin karşısına;

                “Aman Vezirim bizim bir derdimiz var Askerler kendi kendilerine ilk yardım yapmayı bilmiyor, benim bir doktorum var o da bunlara eğitim vermeye yetişemiyor, aman bize bir çare.”

                “Vezir komutanı dinler, evet Mutlu Ülke’de her asker kendi sağlığını koruyabilmeli, basit tıbbi müdahaleleri yapacak temel bilgilere sahip olmalıdır. Her asker kişinin yanında bulundurması gereken tıbbi yardım malzemesi belirlenmeli,  her askere sağlığı koruma ve ilk yardım eğitim verilmelidir. Bütün ordu birliklerine ilk yardım ve sağlığı koruma eğitimi verecek, bu konuda eğitici eğitimi yaptıracak, standartları belirleyecek bir “SAHRA SIHHIYE OKULU”  kurulmasına, okulun ilk yardım konusunda talimnameler hazırlamasına, kıt’a Kurum ve Karargâhlarda bu konuda uygulamalı eğitim için standartlar belirlemesine, mobil timler ile yerinde eğitim vermesine, ihtiyaç duyulacak kadro, personel ve teçhizatın ASKERİ TIP AKADEMİSİ ve KOMUTANLIKLAR ile koordine edilerek hazırlanmasına karar verilmiştir. Ferman Padişahındır.

    Artık her asker kendi sağlığını koruyacak, basit tıbbi yardım işlerini öğrenmekte, kendi işini  halledebilmektedir. Her askerin yanında Harp Paketi, turnike ile ne işe yaradığını kimsenin söylemediği Atropin iğnesi varmış.

               

 

 

 

                     Derken savaş şiddetlenmeye başlamış,  günler geçmiş, bir gün komutanlar Vezirin huzuruna bir daha gelmişler. Vezir “Gene ne istiyorsunuz, Askeri Tıp Akademiniz var, Hekiminiz var, her askere eğitim veren okulunuz var çok mızmızlanıyorsunuz bre komutanlar diye kükrer.”

Komutanlar kaçışır, ama birisi cesaret bulur ve derki;

“Ey ulu Vezirim ne deseniz haklısınız, ama biz de bilmiyorduk bu işin bu kadar zor olduğunu, savaş başladı, her yer yaralı dolu, biz kendi kendimize yetemiyoruz, zaten elimizde sadece harp paketi denen sargı bezleri, atropin iğnesi ve turnikeler var, her yer yaralı dolu, kolundan, bacağından vurulanlar, mayına basanlar, kolu, bacağı kopanlar var çaresiz kaldık. Size söyleyemedik, 112 yi aradık, ambulanslar yola çıktı, ama yanımıza gelemediler, asker gönderdik yanlarına elimizde sedyeler, gelen acil tıp teknisyenleri askerlik bilmiyor, hedef oluyorlar, yürüyemediler, çok bunaldık çok. Aman bize bir çare.”

Vezirin öfkesi geçmiştir. Peki der ne istiyorsanız söyleyin ferman yazalım der.

Komutan konuşur;

 “Bize öyle bir adam lazım ki bir elinde tüfek olmalı, ama sırtında sıhhiye çantası da olmalı. Hem askerliği bilmeli hem de acil tıp teknisyeni eğitimi almış olmalı. Hem savaşmalı hem de savaşanların hayatını kurtaracak bilgi, beceri ve teçhizata sahip olmalı.”

                Vezir düşünür düşünür,  Hekimbaşını çağırır Hemen bir okul daha açmalı, öyle bir okul olmalı ki bu okul YÖK’ün belirlediği standartlarda Acil Tıp Teknisyeni  (ATT) eğitimi almalı, yanında görev alacağı askerler kadar askeri eğitim almalı, ayrıca bu çocuklar normal ATT eğitimine ilave olarak ASKERİ TIP AKADEMİSİNİN belirlediği özel askeri yaralanma konularında da eğitim almalı. Arazide gidecek ambulanslara da ihtiyaç var, onları da kullanabilmeli.

                Vezir yazar yeni fermanı ”ASKERİ TIP AKADEMİSİ bünyesinde MESLEK YÜKSEK OKULU olarak faaliyet gösterecek iki yıl ATT, 6 ay Askeri Acil Konuları, 6 Ay Askeri Eğitim olmak üzere üç yıl süreli bir okul hemen kurulmasına, bu konuda seferde ihtiyacın artabileceği düşünülerek Basit Tıbbi Müdahaleleri yapacak sıhhiye personeli eğitiminin SAHRA SIHHIYE OKUL K.LIĞI tarafından verilmesine, ihtiyaç duyulan kadro, personel ve teçhizatın Askeri Tıp Akademisi ve Komutanlıklar ile koordine edilerek belirlenmesine karar verilmiştir. Ferman Padişahındır, diye yazacak iken Hekimbaşı atılır;

                “Eey yüce vezirim buyruğunuz üzere ben de savaş olan yerlere baktım, Tamam ATT verdik, Arazi Ambulansı verdik, ama bunlar yaralıları nereye götürecek? Bizim en yakın hastanemiz 200 km. ötede, üstelik uzmanlığı kadın doğum üzerine. Bu işe de bir çare bulmamız lazım der.”

                Vezir düşünür, Bu kadar zamanda hastane inşa edilemez, üstelik birlikler her gün yer değiştiriyor, öyle bir şey yapmalıdır ki;

                -Cerrahi müdahale yapabilsin,

                -Yer değiştirebilecek şekilde mobil olsun, desteklediği birliğin hareket kabiliyetine uygun yetenekleri olsun,

                -Yaralıyı stabil duruma getirebilsin, kısa sürede tahliye edebilecek donanımı olsun,

                Aslında  Vezir NATO üyesi ülkelerin Rol -2 olarak tanımladığı ASKERİ SAĞLIK YETENEĞİNİ tanımladığının  farkında bile değildir. Adı farklı bile olsa bütün dünya ordularında bu sistemin olduğunu da henüz bilmemektedir.

                Hemen Hekimbaşı ile birlikte Fermanına eklemeler yapar ve ,” Bir Rol-2 Seyyar Hastanesi bölgeye kurula, bundan ayrı her Tugayı destekleyecek İleri Cerrahi Timleri buluna, bu timler cepheye gönderile, askeri servis otobüslerine sedye ve serum kancaları takıla, yaralılar Seyyar Sahra Hastanelerinde fazla tutulmaya, yola gidecek hale gelir gelmez tez elden büyük hastanelere taşına,  amma öyle bir sistem ola ki  bu seyyar hastanelerin personeli barış zamanında boş durmaya, askerlerin  ihtiyacı olan sabit hastane işlerinde de kullanıla, ihtiyaç anında 24 saatte hareket edebile, Karadan hareket edeni, gemiyle taşınanı, en ileride müdahale edebilecek helikopterle taşınanı olmak üzere çeşitli özelliklerde ola. İçine diş hekimi koymak unutulmaya, Özel yapım binalar ile entegre askeri sağlık tesisleri yapıla. Bina Sağlık Bakanlığı ile ortak kadrolar tarafından işletile, asker ve sivil sağlık ekibi birlikte çalışa, seferde birbirini destekleye. Tesislerin bulunacağı bölgeler intikal kolaylıkları sağlaya, liman veya ana yol şebekelerine yakın ola. Birer tanesi de Komutanlıklarının ihtiyaç duyduğu özel ihtisas unsurlarını barındıra.

Rol 2, Rol-2 E seviyesinde çeşitli büyüklüklerde seyyar hastaneler, cephe gerisinde faaliyet gösteren Rol-3 seviyesinde Sabit ve Mobil Hastaneler kurulmuş, sevk zinciri işlemeye başlamıştır.

Derken bir haber daha, Komutanbaşı  gelir Vezirin huzuruna, Ey Ulu vezirim yeni bir derdimiz var komutanlar gelemedi bana söylediler ben huzurunuza geldim 1’inci Tugay bölgesine sinir gazı atılmış, 2’nci Tugay bölgesine de biyolojik saldırı yapılmış, aman bize bir çare.

Vezir içinden geçirir, Vay canına ne zor işmiş savaşmak, her gün yeni bir dert çıkıyor.

Ama Komutanbaşına çıkışır “Bre zındık o kadar hekim var ATT var seyyar hastane var, daha ne istiyorsun der.

Komutan “Biz bilemedik Vezirim Askeri Tıp Fakültesinde aynen sivil tıp fakültesindeki dersleri okutmuşlar, bize Nükleer tehditleri, Biyolojik tehditleri, Kimyasal silahları bilen, toksikoloji, farmakoloji bilen uzman hekim de lazımmış biz her hekim aynıdır, hekim yetiştirsek bize yeter zannettik, bilmediğimiz bir sürü uzmanlık alanı varmış bunları da hekimlerimize öğretmemiz, bu konularda bilim insanı yetiştirmemiz lazımmış der.

ZOR İŞ ZOR. YIKMAK KOLAY DA YAPMAK ZOR.

Ferman üstüne ferman  son ferman Askeri Tıp Akademisinin hangi konularda eğitim yapması gerektiği olur. Son emir bu olur umarım,

Askeri Tıp Akademisi uzmanlık alanları,

-Dahili Tıp Bilimleri

                               - Tıbbi Biyokimya

                               - Tıbbi Biyoloji

                               - Tıbbi Mikrobiyoloji

                               -  Bioistatistik

                               -  Fizyoloji

-Cerrahi Tıp Bilimleri

                               - Anesteziyoloji ve reanimasyon

                               - Beyin ve Sinir

                               - Genel Cerrahi

                               - Göğüs Cerrahisi

                               - Göz Hastalıkları

                               - Kalp Damar Cerrahisi

                               - KBB

                               - Ortopedi ve Travmatoloji

                               - Üroloji

-Dahili Tıp Bilimleri

                                -Acil Tıp

                                -Adli Tıp

                                -Ruh Hastalıkları

                                -Enfeksiyon Hastalıkları

                                -Göğüs Hastalıkları

                                -İç Hastalıkları

                                -Nöroloji ?

                                -Spor Hekimliği

                                -Sualtı ve Hiperbarik

                                -Tıbbi farmakoloji

                                -Yanık

                                -NBC

Vezir son fermanını da yayımlamış olduğunu düşünerek Padişahın huzuruna çıkar.

“Padişahım artık Mutlu Ülkenin de ordusu var, düşman ülke ile savaşıyor, ordunun sağlık sistemini de kurduk derken aman allahım Hekimbaşı el pençe huzura gelir, Aman vezirim, Padişahım savaş bölümünü hallettik ammaaa askerler yedikleri yemekten, içtikleri sudan zehirlendi. Aman derdimize bir çare”

Doğru ya onbinlerce kişi, bir arada yaşıyor, yemek, su, hijyen, bulaşıcı hastalıklar, zehirlenme. Elbette bir de KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİ denilecek bir birim de kurulmalı, Bölge hastanelerinin altına ekleyelim, su yemek, hijyen, denetlemeleri yapsın, yurt dışı operasyonlar için risk analizleri yapsın, koruyucu tedbirler geliştirsin, Askeri Veterinerler ile birlikte çalışacak bir birim gayet iyi olur..

Ferman ferman üstüne Ordu kurulmuş, Askeri Sağlık Sistemi kurulmuş, savaş kazanılmıştır. Ama bir şeyler eksiktir. Rol-1 var, Rol-2 var, Rol-3 Ulusal sağlık sistemi içerisinde, Rol-4 Askeri Tıp Akademisi peki Rol-5 yani Rehabilitasyon, esenlendirme? Gaziler, gazilere kim bakacak,

Vezir uzun uzun düşünür Askeri Sağlık sistemi rehabilitasyon işine girerse Uzmanlık alanı değişir, asıl işine zaman imkan ayıramaz. Bu iş Sağlık Bakanlığının işi, askerler sadece bir koordinasyon birimi oluştursun yeter der. “Ey Hekimbaşı hem Milli Savunma Bakanlığında, hem de Sağlık Bakanlığında bu iş için birimler oluşturula, buna göre görev ve sorumlulukları belirlene” der.

Masal bu ya gökten üç elma düşmüş, biri Masal daki her işi çözen Vezire, biri bu yazıyı okuyup Askeri Sağlık Sistemi neden gerekliymiş anlayana, biri de anladığını anlamayanlara anlatana.

Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine.

Aziz GÜLER

zabitan.net@gmail.com

1380 kez okundu
19.02.2018

Yorumlar