"AHMET ŞERİF İZGÖREN"- Özgün ÖZKAN

            Sevgili Şerif, öncelikle dergimizin ilk sayısında, ilk röportajı seninle yapma fırsatını bize verdiğin için çok mutlu olduğumuzu ifade etmek istiyorum. Elbette, toplum içindeki konumları nedeniyle birçok arkadaşımızla gurur duyuyoruz, ama bunların en önemlilerinden biri sensin.

            1979 yılında, giydiğimiz üniforma ile başlayan dostluğumuz ne güzel ki bu günlere kadar geldi. Lütfen bizlere kendini tanıtır mısın? Çünkü Kuleli 5000 devresi seni çok yakından tanıyor ama diğer arkadaşlarımız için belki de sadece medyada gördükleri, okudukları, dinledikleri ile sınırlısın.

 

            Özgün, 1979 yılında Kuleli’ye giren çocuklardan bir tanesiyim. Hatırlıyorsan, Harp Okulu kampında oniki kişiyi FYO (Fakülte Yüksek Okullar)’a yollamışlardı. Onlardan biriyim. Siz Harp Okulu’nda okurken, ben FYO’da, Hacettepe Dil Bilimi’nde okudum. Ardından subay çıktıktan sonra ki Balıkesir Teknik Astsubay Okulundaydım ve Üsteğmendim “tamam” dedim,  kendi hayatımla ilgili kararları kendim vereyim”.

 

            1991 yılında yabancı ile evlenip istifa edenlerdenim. Zaten bu hak sonradan kaldırıldı. Ben de son gününde ayrıldım. Ondan sonra dört yıl daha devlette çalıştım. Ankara Üniversitesi Tömer/Bursa’nın kurucu müdürlüğü, ardından Özel Sektörde iki patron şirketinde Genel Müdürlük yaptım. Sonrasında “kendi işimi kurayım” dedim ve İzgören Akademi’yi kurduk.

            Şu anda burası sekiz şirketlik bir grup. Bir yayınevi var, danışmanlık şirketleri var, bir de organik tarım üzerine bir yıl önce Karaoklar Çiftliği diye bir yer açtık. 3500-4000 ağaç dikildi, 150 dönüm içine. Bir amfi tiyatro kurduk. Köylülere, gençlere hem organik tarım eğitimleri veriliyor hem de sıfır ilaçla üretim yapılıyor. Bu sene epey domates salçası çıktı. Ama asıl amaç o bölgede ilaçsız tarım ve ihracat yapılabileceğini öğretmek. Türkiye’de, içinde amfi tiyatro olan tek tarla. Danışmanlar geldiğinde köylüler toplanıyorlar ve eğitimler veriliyor. Bir de “Uğur  Böcekleri Projesi” var. Ondan da bahsederiz. Şu anda 63 kişilik bir ekibiz. Beraber çalışıyoruz.

 

           

Özgeçmişine baktığımda, kişisel gelişimle ilgili birçok kurs almışsın. Dil Biliminden buraya geçmek nereden aklına geldi?

 

            Aslında ordudan ayrıldıktan sonra niyetim; Avustralya’ya gitmek, dünya nasıl bir yer görmek, iki yıl kadar kalıp Türkiye’ye dönmek ve çalışmaktı. Ama yabancı ile evlenince, ödemen gereken tazminatın dört katı ile karşılaşıyorsun. Bu çok büyük bir rakam. Onu öderken bir yandan devlette çalıştım. Patron şirketlerine girdiğimde kendi ilkelerimle çalışamadığımı fark ettim. Kendi işimi kurmaya karar verdim. Alternatiflere baktım. Kesinlikle gıda gibi bir çok fırsat var Türkiye’de ama bilgi ve eğitimle ilgili çok fazla bir şey yok.

            “Hayatının geri kalanını bu işle geçireceksin. Bundan sonra ne yaparsam yapayım bilgi ve eğitimle ilgili işler olsun” diye karar verdim. Araştırdığımda, o dönemde Türkiye’de “DC Gardner FED Training” adında bir kuruluş vardı. Başında da rahmetli Armağan Kırım. Gittim kendisiyle konuştum. “Ben Ankara’ya yerleşeceğim, evliyim ve bu işi kuracağım, sizin temsilciliğinizi almak istiyorum” dedim. Armağan bey çok büyük bir rakam istedi. Baktım bu benim verebileceğim bir rakam değil. Kabul etseydi onun şirketi büyüyecekti, koşmaya hazırdım. Ama olmayınca bu şirketi kurdum. Sonra cebimizde para yok. Aslında iyi bir strateji ile gittik yanlarına. Ben dedim ki adamlara “Siz beni seçmediniz, ben sizi seçtim. Bu temsilciliği vermezseniz başkasına gideceğim. Türkiye’ye gelirseniz siz kazanırsınız”. Sonuçta £20.000 yatırdılar ve beş üniversite öğrencisine master bursu aldım. Her yıl bir gariban öğrenciyi oraya Yüksek Lisansa yolladık. Asıl eğitimleri onlardan aldık. İki-iki buçuk aylık eğitimlerin sonucunda onlara dedim ki; “Bu anlatılanların hepsi kitaplarda var, farklı bir şey söylemiyorsunuz ve bu bilgilerle Türkiye’dekiler kesinlikle çok farklı, örneğin anlatılan liderlik modeli ile buradaki taban tabana zıt. Türkiye farklı bir ülke. Ben bunları anlatırsam biz kaybederiz. Biz kendi knowhow’ımızı hazırlayacağız. Tamam mı?” “Tamam” dediler. Kendimiz bir Ar-Ge birimi kurduk. Adı “Reaktör”. Bütün eğitimlerimizi burada oluşturduk. İlk başta üniversite hocalarıyla çalıştık. Sonra fark ettik ki, hocalar pratiği kesinlikle bilmiyor. Kendi Eğitmen kademimizi kurduk. Örneğin satışçımız, Amerika’da gemilerde çalışan bir çocuk. Satış eğitimlerimizi ona verdiriyoruz. Hep piyasadan bu işleri yapan insanları aldık, eğitici eğitimleri verdik. Büyümemizi sağlayan bu oldu. Şu anda aslında “Verimlilik Danışmanlığı” yapıyoruz. Alıyorlar, kurumu verimli hale getiriyorlar. Koçluk çalışmaları v.s. Eğitim bunun bir parçası ama tamamen bize ait bir know-how ile çalışıyoruz. Yurtdışında eğitim almak çok faydalı gelmiyor bana, alt yapı oluşuyor elbette ama biraz süslü sözler. Bunların hiç biri kişisel gelişim eğitim değil. Tamamı “Yönetim” temelli eğitimler. Verdiğim konferanslarda; şunu fark ettim. Türkiye’de “Know-How” yok. İngiltere’de Northampton Üniversitesi dahil olmak üzere birkaç yerle yazıştım. Müzakereler yapıldı ve nihayetinde “Sunley Management Centre”in temsilciliğini aldık. Adamlar bütün dünyada temsilcilik verdiklerinde para isterler. Bizden de istediler. Bizim“Ülkenizi sevin, dürüst olun” diye anlattıklarımı kişisel gelişim olarak tanımladılar.

 

            Yirmibir kitap yazdın. İçlerinde çok ilginç olanlar var. Bahseder misin biraz?

 

            Kitaplar şu anda 950.000 satış rakamına ulaştı. Son dönem biraz daha çocuk kitabı yazmaya yöneldim. Yazarlık becerimin olmadığını düşünüyorum, onun için konuşur gibi yazıyorum. Kulaktan kulağa da satılıyor kitaplar.

 

             Beden dili üzerine duruyorsun. Neden?

 

            Evet, ilk yıllarda özellikle oydu. Türkiye’de bir tek Acar Baltaş’ın bir çalışması vardı. 1991’de. O da çok bilimsel altyapısı olan bir çalışma. Pratiğe yönelik bir çalışma yok. Bunların eğitimlerini de aldık, ama onlar da hep yurtdışına yönelik eğitimler.

            Oturup Türkiye’ye yönelik bir çalışma yaptık. Örnekleri ülkemizden seçerek bir know-how oluşturduk, bilgi hazırladık. Kitabı da yazdım. İlk başta verdiğim konferanslar onlar. Üniversitelere verdiğim konferanslarda, aslında insanların ülke sevgisini, motivasyonunu kaybettiğini, üniversite öğrencilerinin ruhlarının bittiğini farkettim. Onbeş-yirmi yıl eğitim alıyor bu çocuklar, taşı sıksalar suyunu çıkartacaklar. Diyor ki; “Devletten torpil bulabilirsem işe gireceğim, yoksa ne yapacağımı bilmiyorum”.

            Geçen gün Uğur Böcekleri konferansına gittim. Karadeniz’de bir okul. Pırıl pırıl çocuklar. Dedim ki; “Gelecekle ilgili karamsar olanlar elini kaldırabilir mi?” Salonun yüzde doksanbeşi, gencecik çocuklar elini kaldırdı. Korkunç bir eğitim sisteminden bahsediyoruz.

            Böyle bir eğitim sisteminin içinde, benim tek yaptığım şey; çocuklara yaşamın değerini, okumayı, öğrenmeyi, farklı fikirlere değer vermeyi anlatmak. Beş tane ilkemiz var bizim. Dürüstlük, iş kalitesi, girişimcilik, vatan sevgisi, hoşgörü. Çalışan da bilir bunu. Her yerde bunları anlatıyorum. Üç beş yıl öncesine kadar kimse farkında değildi bunun. Dürüst olmak, ahlak. Anlatırken neden anlattığımı anlamıyorlardı. Şimdi yavaş yavaş anlıyorlar. Evine helal lokma sokmanın önemini mesela. Temel olarak bunları anlatıyorum.

 

            TSK ile çalışıyor musun?

 

             Kamu ile profesyonel anlamda çalışmıyorum. Davet ediyorlar ve konferans veriyorum o kadar.

            En son bir kitap yazdık. Geçtiğimiz günlerde Emre As isminde bir teğmen şehit oldu. Belki takip etmişsindir. Bir kitabın içeriğini değiştirdik. Emre’ye ithaf ettik. Yayınevi de destek verdi 3000 tane basıldı.Kapakta Emre’nin resmi var. Devresine dağıttık. “Rahat Uyu Emre” diye bir çalışma. Yapabildiğimiz kadar böyle parça parça destek veriyoruz.

 

            Uğur Böceklerinden bahseder misin biraz da? Sosyal Sorumluluk Projesi?

 

            Aslında, kurumlar bunu Sosyal Sorumluluk Projesi” olarak tanımlıyor. Ben ekibe onu anlattım. “Bu Sosyal Sorumluluk Projesi değil, bu var olma nedenimiz. Bu kurumun var olma nedeni bu.” Proje temel olarak şöyle başladı. Önce okullara ücretsiz konferanslara gidiyorduk. Sonra gençleri eğittik, bunları eğitim verir hale getirdik. Bunlar, ülkenin her yerine eğitim verdiler. Şimdi “Proje Yönetimi” eğitimleri veriyoruz.

            Gençler kendi projelerini gerçekleştiriyorlar. Anadolu’nun her yerinde “Küçük İyilik fikirleri” başlatıyorlar. Dernekler kuruyorlar. Kütüphane projeleri, ağaç dikme projeleri v.s. Şimdi Elif diye bir kızımız yazmış.“Hocam” diyor, “Benim projemde, bütün mahalledeki, teyzeleri örgütledim, hepsi kışlık kıyafet örüyor, toplayacağız bunları ve Anadolu’da ihtiyacı olan yerlere yollayacağız.” Şimdi aynı projeyi bütün Uğur Böcekleri ’ne duyuruyoruz. Herkese ileteceğiz. Örebildikleri her şeyi o kıza yollayacağız. Bu onun fikri. Yani destekleşerek, kesinlikle bütçe olmadan. Herkes bir proje yaparken cebinden harcıyor bu tür şeylerde. Mesela Amerika’da bir araştırma yürüttüler. En başarılı on vakfı araştırdılar. En başarılılarında toplanan paranın yüzde 26’sını yardıma harcıyorlarmış. Uğur Böcekleri projesinde bir lira bütçe yok. Benim kitaplarımdan ayırdığım bir bütçe var. O bütçeden bir şeyleri karşılıyoruz. Onun dışında herkes kendi hallediyor. Zaten çoğu da para gerektiren projeler değil. Devletten destek almıyoruz. Zaten kurulduğumuzdan beri siyasetten uzak durdum hep. Uğur Böcekleri 229,500 kişiye ulaştı. Sadece bu ay üç-dört yere kütüphane kurulmuştur. Şu anda her yerde ”Küçük İyilik Fikirleri” yapılıyor.

 

            Son olarak söyleyeceğin bir şey var mı?

 

            Mustafa Okyay, devre arkadaşımız. Şu anda Adana’da Pozantı da yaşıyor. Uğur Böceğimiz. Zaten ağaç dikerdi, ama Uğur Böceği olduktan sonra gençleri alıp araziye çıkartıp ağaç diktirmeye başladı. Mustafa, kışın çeviri yapıyor, para biriktiriyor, Eski Konacık köyünde yaşıyor. Ankaralı gençlere para yolluyor, onlar da Mustafa’ya meşe palamudu yolluyorlar. Sadece o, Uğur Böceği olarak 220.000’i aşkın ağaç dikti ülkenin dağlarına, tek başına. Koca koca vakıflar var. Herkesin bu ülke için yapacağı bir şey var gibi geliyor bana Özgün.

 

Çok teşekkür ediyoruz. İyi ki varsın.

627 kez okundu
31.12.2017

Yorumlar