"KULELİ KAPANMAYACAK" Bülent GÜCÜN

                                  KULELİ KAPANMAYACAK

            Bugün Okulum'u ziyarete gittim. Otobüsten Çengelköy'de indim. Yürümeye başladım. Ne çok şey değişmiş. Yabancı isimli dükkanlar, yeni binalar,... Çengelköy değişmiş, hıyar kokusu bile kalmamış. Ama asfalt aynı.

 

            Yolun kenarındaki ince kaldırımda yürürken, 1981 yılında 19 Mayıs törenleri için İnönü Stadyumu'na gidişimiz geldi aklıma. Önde boru-trampet-bando, arkada biz, asfaltta ayak seslerimiz, bağıra bağıra " Kuleli Marşı'nı " söylüyoruz. 

 

             " Deeeniz senin, toprak seeenin,      gööök seniiiin, zaaafer olsun eeeen mukaddes eeeemeliiiin,...."

 

             Omzumda M-1piyade tüfeği, dik yürüyeceğim diye zorladığım sırtımın ağrısının hayali ve içimden haykırarak söylediğim" Kuleli Marşı" ile balık tutanların arasından geçerek nizamiyeye geldim. Ama içeri giremedim.

 

            Önce Okulum'un önünden geçtim. Baktım, baktım,... Sinema salonunda toplanmış, sınıf amirimiz Hasan Binbaşı'yı hipnotize olmuş gibi dinliyoruz. Bize " Kendinizi çok iyi yetiştirmelisiniz, çünkü siz zor zamanların subayları olacaksınız " diyordu. Sonra dış bahçeye baktım, Cengiz Soytekin, Namık Eryigit, Zafer Aytış, Müjdat Sönmez, Faruk Demirel, Hüseyin Ayhan, Yunus Emre Eroğlu bir masanın etrafında toplanmış kaynatıyorlardı. Hepsi 16-17 yaşındaydı. Seslendim, duymadılar. Sonra nizamiyeye gittim. Nizamiye Nöbetçi Astsubayı'na kendimi tanıttım. " 5574 Bülent GÜCÜN. Ben bu okulun öğrencisiyim, girebilir miyim? " dedim. Bana " Komutanım, ben P.Ok.'ndan görevli geldim. Durum sıkıntılı. Zor durumda kalırız." dedi. Anladım, ısrar etmedim. 

   

            Öğrencilerin ilişiği kesiliyor ve ailelerine teslim ediliyorlardı. Nizamiyede haremlik selamlık toplanmış, çember sakallı babaları, koyu tesettürlü anneleri, uzun sakallı entarili dedeleri görünce, öğrencilerin neden atıldığını bir kez daha anladım. Ama Okulum'un neden kapatıldığını anlamadım. 

 

            Okulum'un önünde balık tutanların arasına oturdum, bir sigara yaktım. 35 yıl önce, gizli saklı bir sigara yakıp Okulum'dan dışarıyı çok seyretmiştim ama elimde sigara, dışarıdan Okulum'a ilk defa bakıyordum. 

 

            Aklıma Seval Pastanesi geldi. Bulurum ümidiyle balık tutanların arasından Çengelköy'e doğru yürümeye başladım. Elinde oltasıyla biraz yaşlıca biri önüme geçti ve sigara uzattı. Şaşırdım, teşekkür ettim. Tam yanından geçecektim ki yine önüme geçti, elindeki sigara paketini sallayarak" yak komutan yak." dedi. O anda normal görünmediğimi anladım, sigarayı aldım, yanına oturdum. " Nereden anladınız?" diye sordum.

 

            Bana " Yanımızda geçerken misinayı ezdiniz ama farketmediniz, uzun uzun okula baktınız, birde sigara tüttürdünüz. Burada herkes sigarasını boğaza karşı içer, bir tek sizler hariç. Bu aralar sizin gibi gezinen çok var. Alıştık artık. Ama merak etmeyin, okulumuzu yeniden açacağız." dedi. Daha fazla oturamadım orada. Sigara için teşekkür edip oradan ayrılırken başıyla hafifçe selam veren birkaç balıkçıyla daha göz göze geldim.

 

            Şimdi eminim artık. Biz yaşadıkça Okulumuz hiç kapanmayacak.

 

                                                                                                                                                                                     Bülent GÜCÜN 2017

zabitan.net@gmail.com

560 kez okundu
31.12.2017

Yorumlar